Planım: aylardır yüzmeyi planlıyordum. İçimdeki bunalımdan bir nebze kurtulmak, vücudumun gerginliğini hafifletmek için havuza gidecektim. Fakat bir türlü fırsat bulamıyordum. Kah param (yeterince olmuyor), kah zamanım olmuyor, kah bilmem ne. Mesela (tesettüre uygun) şortum yoktu(r). Onu da bulmam gerekiyordu. Aslında mayom vardı da, bekar evinde kalmanın götürüsü olarak ya şortu kaybettim, ya biri alıp da getirmedi ya da biri benden habersiz şortu bir şey yaptı.
Bugün, buraya gelmeden iki saat önce bir şort bulmak için İstiklal Caddesi’nde bir mağazaya uğradım fakat istediğim şortu bulamadım.
Uzun lafın kısası; artık resetlenmem gereken bir zamanda para durumumun da elverişsizliği yüzünden yüzme işini askıya aldım.
Buna hiç üzülmedim. *****
Şort satın almak için mağazaya gitmeden önce ailemi arayayım, ne var ne yok öğreneyim dedim. İki milyon yüz elli bin (İki yeni lira, on beş yeni kuruş. Doğru hesaplamışımdır herhalde) liram telefon kartına gitti.
Telefona annem çıktı.
[1]
Telefona aslında her zaman ki gibi kardeşimin çıkmasını bekliyordum. (Kardeşim; kendisini çok sevdiğim, onu çok düşündüğüm, üzülmesine üzülüp, sevinmesine sevindiğim, geçenlerde annemin onun hakkında kendisine bir telefon almak istediği, benim de kendi telefonum [2] bozuk olmasına rağmen onun istediği dört yüz milyonluk telefonu [3] almayı kafaya koyduğum, kendisi için bir hayat arkadaşı [4] bile aradığım, akıllı zeki anlayışlı olduğunu umduğum [5], bir şey yapacağı zaman beni de ka’le alacağını zannettiğim kişi)
2:
Telefonumun bataryası kullanılmaz hâle geldi. Batarya on milyonluk bir şey ama boşa harcayacak o kadar bile param yok. Tıpkı yaklaşık üç aydır kontur alamadığım gibi
3:
Planım şuydu: Kardeşime Sözler’i bitirdiği an kendisine bir telefon alacağımı söyleyecektim. Böylece o, Sözler gibi mükemmel bir kitabı okumuş olacak. Ben de sevdiğim kardeşime makbule geçeceğini düşündüğüm bir iyilik yapacaktım. Sözler’i okuması iyiliğiyle birlikte tabi. Ufak bir nokta. Bir kız [6] niçin telefon istiyor? Her neyse. Ama isteme nedenlerinden birisi de bir …. ile telefonlaşmak olabilir. Yok yok, böyle bir şey niçin olsun ki? Bu benim zeki (!) kardeşim. Biraz enaniyetli gibi [7] ama o kadar da olur canım.
4:
Gözlerim dolacak gibi oldu. İçime bir hüzün çöktü. Dedim ya. Havuza gitmem lazım. Rahatlamalıyım.
Acılı olduğum, hep aklıma gelen, F harf(!)i gördüğümde, şarkılarda uygun laflar geçtiğinde istem dışı düşünü verdiğim güzelim F’yi [8] o kadar arzulamama rağmen boş verdim
Daha görür görmez çarpıldığım, tipini bile hatırlayamadığım halde aklıma giren güzel X’i [9] de unuttum.
Teyzemin ayarlamaya çalıştığı kişiyi görmeye sırf kafam karışmasın diye gitmekte yavaş davranıyorum. Kendimi böyle boş verip yaklaşık bir yıldır kardeşim için uygun birisini hayal ediyor hatta dershanedeki bekar hocalara bir de o gözle bakıyordum. Kardeşimin üniversiteyi henüz okumamış olmasına rağmen bir sürü üniversite mezununu [10] ona uygun bulmuyordum. Kısaca aklımın bir köşesinde de bu mevzu vardı.
Hatta bu yüzden en sevdiğim arkadaşlarımdan birisine kardeşimden bile bahsettim. (Ah! Kardeşimin böyle bir seviyesizlik [11]yapacağını nereden bilebilirdim ki?) Çok sevdiğim kardeşimi çok sevdiğim arkadaşıma uygun görmüştüm. Eğer duyduklarımın mantıklı bir açıklaması yoksa çok sevdiğim erkek arkadaşım kardeşime alternatif olmaktan çıkacak.[12]
5:
Kardeşim açık öğretimi başarı ile veriyor. Ayrıca bu aptal dönemde kız öğrencilerin geri zekalı okullarda deformasyon geçirme durumu ve başörtüsü sorunu olmasaydı kardeşim çok başarılı bir öğrenci olabilecekti. Kardeşim kitap okumayı seviyor. Olaylara geniş açılardan bakabiliyor (zannediyordum).
Üniversitede gördüğüm kızlara bakılırsa kardeşimin onlardan daha entelektüel olabileceğini düşünüyor(d)um ki bu davranışı ile kardeşim bu aptal üniversiteli kızlar gibi davranmış oldu.
Bir şey; bir insan eğer bayansa 1-0 yenik başlamış demektir. Yani ne kadar zeki de olsa bir ….ye aşık olabiliyorlar. Ve aşık olmakla kalmayıp bir göz kırpma karşısında kendilerinden de geçi verirler. Ve sonra aşık oldukları …. tarafından bir paçavra olarak yüzüne bakılmadan ortada bırakılırlar. Ah bayanlar! Durum böyle. Ve maalesef iradesine hakim, erkeklerden daha güçlü ve imanı ile amel eden imanlı hanımefendiler dışındakilerin hepsi değişik seviyede biraz aptallar. (Bir gün İnşallah hiç aptallığı olmayan birine rast gelirim veya tevafuk olarak karşıma çıkar)
6:
Telefon. Bir genç bayan (aptal olmayanlar hariç) için en tehlikeli aletlerden birisi. Geri zekalı bir ayı bir gün çok romantik bir mesaj atar. Ve bu etkileyici mesajla kızların yürekleri ağızlarına gelir.
7:
Enaniyet, cimrilik, geri zekalılık, düşüncesizlik, narsizm, kıskançlık, züppelik ve tüm kötü kategorisindeki huylar. En iğrenci; enaniyet.
Enaniyetli bir insan narsisttir, kendinden başkası umurunda değildir, burnunun dikine gider, kıskançtır, başkalarının başarısını istemez, şudur, budur.
İnsanları bu kadar aptallaştıran başka bir özellik yoktur herhalde. Bir öğretmen olarak gözlemim şu ki; enaniyetli öğrencileri yönlendirmek çok daha kolay. Biraz pofpoflayınca her denileni yaparlar. Problemdirler, bir yanlışı kabullenip doğruyu bir türlü öğrenemezler. Neyse uzatmaya gerek yok. Bir de enaniyetli insanlar daha fazla psikolojik hastalıklarla karşılaşıyorlardır herhalde.
8:
Her defasında gidip kendisiyle konuşmak, onunla bir şekilde etkileşim sağlamak, öyle ya da böyle diyaloga geçmek istiyorum. Fakat…
Fakat. Her defasında ya dış faktörler (çeşitli olumsuzluklar; mailin gönderilememesi, konuşmaya karar verdiğimde kendisine bir türlü rastlayamam, çekingenliğim..) ya da yapacağım şeyin yanlış ve olumsuz olduğunu bir kez daha tetkik edip kendimi frenlemem…
Neyse…
9:
X. O’nu görmek için tek yapmam gereken klavye ve mouse [13] aldığım dükkana bir kez daha uğramak. Uğradığım anda X hakkındaki “herhangi bir satış elemanı yani yüzlerce kişiyle muhatap olan kararmaya mahkum inci tanesi” düşüncemden vazgeçip [14] kendimi salıvereceğim. Ve.
Ve belki de o an, sonum olacak. (Allah (cc)’ım uzak tut!!)
10:
Kardeşimin kendisinin dışarıdan okuyarak orta okulun ikinci sınıfında olmasını boş veriyor, onu, kendisinin de belirttiği gibi üniversite [15] mezunu birisine uygun görüyordum. Her neyse. Niçin aracılık yapıyorum ki? Herkes kendi kaderini aktif olarak kendisi çizer. Tencere, kapak olayı…
11:
Kardeşimi üniversite okumamış olmasına rağmen bilgi birikimi, risale okumuşluğu ile üstün varsayıyordum.
12:
Dört dörtlük bir delikanlının [16] kendisiyle baş edemeyen bir dişi yüzünden acı çekmesini istemem.
13:
Klavye ve Mouse’u beni mahveden borçlarımı tehir etme uğruna kardeşlerim için aldığım bilgisayara hem de kablosuzundan almıştım. Lanet olası dünya! Bilgisayar almazsan Internet kafe denen… yuvasına gidecekler. Bilgisayar alırsan ders çalışmayacaklar…
Herkes kendi hayatını yaşar.
14:
Yüzlerce bayanın görüş alanıma girmesine rağmen F ve X gibisi… Onlar mesela X bambaşka. Klavyeyi bana gösterirken o güzel elleriyle klavyenin üzerindeki süngersi şeyi yırtıvermişti de üzüntü izhar etmişti.
Offf! O sırada adeta vücudum ve ruhum ona doğru mıknatısların aniden birbirine yaklaşıp çarpışması gibi olacak, uzak kalmaya çalışan derim kemiğimden ayrılıp ona yönelecekti. Her şeyimle tam olarak elektrikli süpürgeye gitmek istemeyen çöp parçası gibiydim. Arada sadece manevi bir tül vardı.
Ama hayıır! Olamaz!! Olmamalı!!! Olmamalıydı, olmayacakta. (Tabi eğer irademle o mağazaya gidip kötülüğü [18] kendi nefsimle elde etmezsem)
15:
Kardeşim geçen bayramda konuşurken kendisi için bir üniversite mezunu istediğini, ancak o zaman hak ettiği kişiye [19] kavuşacağını belirtmişti. Bu cümlecikler dikkatimden kaçmamıştı.
Ya da boş ver. Bazı şeyler deneme yanılma ile anlaşılır. Bir musibet [20] bin nasihatten iyidir.
16:
Adam, genel kültürü yüksek. Zekası beş yüzde birlik dilim içinde. Empatik. Rasyonel. Espritüel falan filan. Ve en önemlisi gerçekten imanlı; inandığı Rabbe (cc) günde beş kez secde ediyor, günahlardan kaçınmaya [21] çalışıyor. Hizmet yapma [22] gayretinde. İstediği eşte de kendini olumsuzluklara (namaz kaçırma, günaha girme) karşı engelleyecek birisi olma şartı arıyor.. Daha ne olsun!?
17:
İnsanlar gelir, insanlar yaşar, insanlar ölür, insanlar haşr olunurlar. Kainat mükemmel bir düzen içinde, dünya tam bir misafirhane.
Diyelim ki on milyar insan, on milyar ruh. Hepsi dünya fabrikasından geçiyorlar. İmtihan oluyorlar; savaşıyorlar, çabalıyorlar, boş veriyorlar, inanıyorlar, küfrediyorlar. Kimisi ağzını açmış bekleyen cehennem için yol alıyor, kimisi cennet kazanmak, ondan da önemlisi Yaratıcısı (cc) ile barışık olmak için yürüyorlar.
On milyar ruh. Geliyorlar, duruyorlar, gidiyorlar. (İnşallah. Ben de cennete iletilenlerden olurum.)
On milyar ruh. Hepsi dünyaya münferit olarak da gönderilebilir, dünya misafirhanesi ona göre dizayn edilebilirdi. Bu on milyar ruh dünyaya sırayla geliyorlar. İmtihan parametrelerini de artıracak şekilde dede, oğul, çocuk, torun, kardeş vs. oluyorlar. Yalnız da gönderilebilirlerdi fakat akrabalık bağlı olarak yeryüzüne gönderiliyorlar.
On milyar ruh on milyar mevkiye en uygun olacak şekilde yerleştiriliyorlar. Ben de bunlardan birisi, herkes de onlardan birisi. Bu on milyar insan en mükemmel algoritmaya uygun olarak yerleştiriliyorlar.
Sadet!
Ben de bir yere, kendi özel zamanıma, mekanıma, şartlarıma, imtihanıma uygun olarak bu zamana, bu ülkeye, bu şartlara, bu anneye, bu babaya ve bu kardeşlere göre yerleştirildim. Belki daha değişik bir yerde, farklı anne, baba ve kardeşlerle de dünyaya gelebilirdim.
Yani böyle denk gelmiş. Yani tüm münferitler belli toplumlara monte olarak bulunuyorlar.
O zaman…
Kardeşlerim için ne yapabilirim. Annem için, babam için. Onlar için en güzel dünyalar ve en önemlisi onlar için en güzel ahiret, birlikte cennette yaşamak istiyorum. (Orta okuldan beridir yaptığım klasik duam; “Allah’ım (cc) annem, babam, kardeşlerim ve tüm sevdiklerimle birlikte cennette olabilmemi nasip et! (amin)”) Annem ve babam için işler yolunda (İnşallah Allah (cc) onları cehenneme hiç sokmadan direkt cennete gönderir), ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar[23]. Peki ya kardeşlerim?!
Onlar daha yolun başında. Onlar hayat boyu karşılaşılacak seçimlerden ilkleriyle baş başalar. Onlar biliyorlar, onlar görüyorlar.
Seçim onların.
Biliyorum olumluyu seçmek istiyorlar, namazlarını tam kılmak, Allah’ın (cc) askeri olmak istiyorlar. Fakat lanet olası televizyon ve bunun yan etkisi toplumsal deformasyon yüzünden istek ve arzuları kabarabiliyor. Hâllerine şükretmek yerine, durumlarından şikayet [24] ediyorlar. Düşünüyorum da bunlardan birisi garip bir hastalığa yakalansa ve bu hastalık onu Rabbine (cc) yaklaştırsa gerçekten “rahmet” olacak. Ama İnşallah böyle bir şey olmasına gerek kalmaz.
Olumsuzu seçmek istemiyorlar fakat benim elimin F’ye, X’e istem dışı uzanmak istemesi gibi onlarda başka kolaylıklara meylediyorlar.
Gençlik psikolojisi[25]…
_____
Bu arada kardeşimle telefon görüşmesi yapıp geri geldim. Kardeşime bir tuhafiyede çalışma nedenini falan sordum. Bu yaptığını hiç de iyi bir davranış olmadığını, bir satış elemanı olup küçücük bir para kazanma uğruna seviyesini düşürdüğünü, öyle bir dükkanda çalışarak gün boyu bir sürü kıro erkekle karşılaşma ihtimali olduğunu söyledim.
Belki ona olan sözlerin biraz fazla reaksiyoner oldu, belki olaya fazla duygusal yaklaştım. Fakat gerçek şu ki benim kardeşimin böyle bir iş yapması, benim kardeşlerimin herhangi birisinin normal (Sıradan. Televizyon kültüründen etkilenen herhangi birileri) olmaları hiç düşünemeyeceğim bir şey.
Kardeşim çalışacağı yerin müşterilerinin hepsinin bayan olduğunu falan söyledi.
Onu orada çalışmamaya ikna etmek, istediği paraysa benim ona istediği miktarı gönderebileceğimi söyledim. O da aslında orada çalışmak istemediğini, benden de zaten sıkı ekonomik durumumdan dolayı para alamayacağını belirtti.
_____
Belki de olayı bu kadar dramatize etmeye gerek yoktur. Balki de aşırı koruyuculuk insanların olaylara ters tepki vermelerine neden oluyordur. Belki de… ne bileyim. Hiç bir şey dert etmeye değmez.
Aslında sadece O (cc) ne diyorsa yapıp gerisine karışmamak gerek. Yani O (cc) “Yaşa. Benim istediğim gibi yaşa” der. Bunu yaparız. “Beni anlat” der bunu da yaparız. O (cc) istediği için yaparız. “Önce yakın akrabalarına anlat” dediğinde bunu da yaparız.
Ama çevrendeki insanlar peşi sıra senin bulunduğundan emin olduğun uçuruma doğru istekle koşar adımlarla gidiyorsa insan endişe ediyor.
Belki de en doğrusu “Sen kendine bak. Çevrene de sana gerektiği için bak” şeklinde düşünmeli. Ya da her neyse…
En gerçeği şu ki: 18-25 yaş arası tüm engellere rağmen zorlukları atlatabilmek iyidir. Zaten 25′ten sonra uçurumu bilen insanlar kendilerine az çok çeki düzen verirler.
18:
“İyilikler Allah’tan, kötülükler nefistendir” ayeti (Ayet mi acaba?) bir müddettir aklıma geliyor. “Nasıl olur?” gibisinden düşünceler vs.. Martin Luther’e göre ibadet eden insanlar Yaratıcı (cc) onları sevdiği için ibadet ederler. İbadet edenler ibadet ettikleri için sevilmezler gibi bir şeyler.
Kötülüklerin oluk oluk, sağnak sağnak yağdığı böylesi iğrenç ‘modern çağ’da insan nasıl olursa olsun eninde sonunda eğer Allah (cc) onu bir şekilde engelemezse ‘mecburen’ günah işliyorlar. Yani daima kötülüğü emreden nefis eğer lütuf olmazsa istediğini gerçekleştiriyor. Geriye tek bir şey kalıyor; Allah’ım (cc) beni güzelliklere, senin istediğin gibi yaşamaya ilet. Bu duayı ettikten sonra Allah (cc) [rahman ve rahim] niçin böyle bir ilticada bulunan kişiyi kötülüklere yönlendirip onu kendi nefsine mahkum ettirsin ki? (Sihirli dua)
“Allah’ım kendi yoluna, hizbullah olmaya ilet. Modern çağ denen komple iğrençlikler (26) çağında şeytanın askerlerine karşı bizleri de savaştır.” Amin
Bundan sonrasını başka güne tehir etmiştim. Aradan geçen zaman o zamanki yazma isteğimi yok ettiği için 19 ve sonrasını boş veriyoruz. Zaten fazla uzatmaya gerek yok denebilir.