Biraz önce Fatih Akın’ın “Kısa ve Acısız” filmini izledim. Filmin final sahnesinde gözlerimden birkaç damla süzüldü.
Hayır. Film çok acıklı olduğundan değil ya da başka trajik bir şey veya soğan falan gibi ağlatıcı bir şey yüzünden de değil.
Neden?
Belki duygusallığımın aptallık kısmının tezahürüdür. Belki,… bil(e)miyorum.
Tek anladığım yine aptalca duygusal yoğunluk sekanslarından birinin içinde olduğum.
Baştan sona değil, sadece final sahnesinde. Final sahnesi: “Filmdeki ana karakter açısından her şey kötü sonuçlanmıştır. Arkadaşlarının ölümü, cinayet gibi olumsuzlukların ardından eve gelen karakterin babası namaz kılmaktadır. Namaz kılan baba oğluna “Gel birlikte namaz kılalım. Bak, filmlerin sonlarında olduğu gibi bizlerde bir gün öleceğiz” gibisinden bir laf diyor. Bir sürü bunalımın ardından kahramanımız seccadede namaz kılarken film bitiyor.
İlk baştaki aptal duygusal yoğunluk şu an bitti. Tabi yazma isteğimde nihayete erdi.
Geçenlerde bir röportajda (Nuriye Akman’ın Zaman’daki Osman Sınav’la yaptığı) “Arayan bulanlardır fakat tüm arayanlar bulamazlar” cümlesi geçmişti. Başka bir yerde de (Geri zekalı okulu bitirebilmem için Bitirme Tezi almak için konuştuğum hocanın lafı) “Eğer içinde otomatik olarak bulunan bir arzu varsa bundan kaçamazsın ve o bir gün fırsat bulduğunda açığa çıkar. (Bestekarlık yapan bir doktor arkadaşından da bahsetmişti. Bir de komik bir şey; hoca ortalaması yedi yıl sonunda 1,65 olan bana üniversitede kalmak gibi şeylerden bahsetti. Hi ho ha!).
Bunlar başka yerlerden alıntılar. Bir de benim fikrim (fikirlerim). Aramam büyük ihtimalle hedefe ulaş(a)mayacaksa niçin arayayım ki? Şu aptal fani dünyada niçin daha fazlasının peşinde gidip hırsa müteallik amaçlarla enerjimi harcayayım? Olacaksa olur, olmayacaksa olmaz. Da! Kendi irademi de kullanmak zorundayım. Sadece beklesem olmaz mı? İyi de ???.
Karamsar olmak istemem ama gerçekten canım fazla bir şey istemiyor. Bir eşi bile geriye kalan ömrüm de çok gererwerfdjkafgasdklömnçlfdga.
Kahretsin! Film genel olarak bar gibi çıplaklık, zina gibi caiz olmayan izleyiciyi de günaha sokan birkaç sahne ile sürdü. Sonundaki namaz sahnesi de olaya Türk işilik katmak için yapılmış olmalı.
Kazandığım para bana yeter. (Gerçi istediğim hayatı yaşamaya yetmez ama. En azından umduğum evliliği gerçekleştirmek,,, şimdilik imkansız. Bunun için de evlenmemeye karar vermek yeterli olur).
Yoksa yok. Acıyı nasıl olsa çekeceğim. Bu acıyı “peşinde olarak” çekeceğime, “hiçbir şey yapmayarak” çekeyim.
Ne dersem diyeyim. Eğer yine bir film izlerken olumsuzluklardan ya da olumluluktan dolayı duygusal yoğunluk yaşarsam ne olacak? Her duygusal yoğunluğa cevap vermek zorunda değilsin. Yani, ne yapalım duygulandıysan duygulandın. Hasta isen bunu açığa vurmak zorunda mısın?
Gelelim “heyula” kelimesine. Sözlük karşılığı 1- Zihinde tasarlanan korkunç hayal. 2- Gösteriş ve iriliği olduğu halde hiçbir tesiri ve değeri olmayan şey. 3- Eski felsefede: Eşyanın aslı ve gerçek olan kısmı. Bu yazıya bu ismi “hayal”i çağrıştırdığı için koydum. Peki bu yazının anlamı hangisi.
Birincisi; böceksen böyle hayalleri de kurma bunları bu şekilde yazarak da olsa dile getirme.
İkinci anlam; ne kadar kendi kendime yorum yapsam da hiçbir anlamı yok.
Üçüncüsü; [Eski felsefede imiş] asıl olan yoksa bu düşüncelerim mi?
Dördüncü anlam; [Alakasız meal] Ben bir aptal böceğim ne aradığımın farkında değilim. Böceklerin ruhu var mı? Bilmiyorum ama ben de ki ruh acaba ne ruhu? Tek bildiğim bir böcek olabileceğimi düşünebilmek.
Maalesef hiçbir şeyin anlamı yok. Sözlükler boş yere hazırlanmış. Ansiklopedilerde aradığım kelimenin karşılığı yok. Hissettiğim anlam da garip bir anlam.
Beaaghhhk!! (bu ses uçsuz bucaksız çöl ortasında önündeki bir tepenin karaltısı içinde yürüyen toprakta -yürüyen bant gibi bir şey- ilerlemekten bıkan. Elini uzattığı şeylere boyu yetmediği için zıplamaktan bıkmış bir adamın çığlığı)
Adam kafasını hemen önündeki ne olduğu belli olmayan karaltıya geçirmek istemektedir fakat bunu bir türlü yapamamaktadır. Çünkü başını vurursa kafası acıyabilir.
“Pest (pes) ediyorum” demek ne kadar mantıklı. Mantık ne ki, mantıklı olunuyor. Hem niçin mantıklı olmak gereksin ki? Pes edip etmemen karşısında pes ettiğin şeyin seni fark etmeni bile sağlamayacaksa niye pes ediyorsun ki?
Sen ne hâle bürünürsen bürün. Bunu niçin yapıyorsun ki?…
Bir sürü zırva daha yapabilirim, yapabilirdim.
Hiç gerek yok. Daha fazlasına hiç gerek yok.
Eğer tarih düşmek istiyorsan (ki. Bu da ayrıca anlamsız) şöyle diyebilirsin. Durum o kadar vahim ki geçmeyi umduğum bir dersten kaldım. Geçmeyi ummadığım diğer iki derse ise haftalar geçmiş olmasına rağmen hâlâ merak edip bakmadım bile.
Kendimi rahatlatmak için kitap yazmaya karar verdiğim andan beri bu konuda o durumu şu an hatırlamaktan başka hiçbir şey yapmadım.
Beklentim kalmadı. Bazı küller olsa bile. Küllerin üzerine bir gün çi…
Yalnızım. Kimseye paylaşacak bir şeyim yok. Paylaşabileceğim arkadaşlarımın da kendi dertleri onlara yetiyor zaten. Yapayalnızım ve geçen zaman bu kabul edilemez duruma alışmama neden oluyor. Öyle ki “yalnızım” kelimesi duygularımı harekete geçiremiyor, içimden bir “öff” bile geçemiyor. Yalnızım. İyi de bunun neyi garip ki?
Bir hikaye yarışmasına katılmayı düşünüyorum. Peki niçin? Bunu da bil(e)miyorum. Lanet dünyada her şey o kadar saçma sapan gelmeye başladı ki, belki de kesinlikle psikolojik sorunlarım vardır.
Ha! Ne? Kim!
Ben mi? Yok canım!
Olabilir!
Daha fazlasına gerek yok.
2005 01 21