Karşı cins bugünlerde, başka günlerde de olduğu gibi ihtiyaç hissettiriyor. Romantik sevgi isteğimin yaptığı baskı ile kadınların ne kadar önemli olduklarını ve ağır başlı olduktan sonra kadınların erkeklerin onlara olan ihtiyaçları ile en az kadınların erkeklere olan ihtiyacı kadar ihtiyaç duyduğunu ve bu nedenle de iki cinsin gerçekten de alt üst sınıflandırmasından ziyade birbirini tamamlayan bir bütünün iki parçası olduğunu anladım.
Geçen her gün içsel bir baskıyı hissediyorum ve hissedeceğim. Bu nedenle evlenmemiş ucubeler gibi de olmak istemeyip sağlıklı bir fert ve normal bir toplum elemanı olmak istiyorum.
İyi de bunları anlatmak da ne oluyor? Bunları buraya yazmak sanki ne anlam ,ifade edecek ki?
Şimdi soruna dönelim. Evlenmem lazım. Bunun için kendimi ve müstakbel eşimi geçindirebilecek bir işim olmalı. Bu iş aynı zamanda severek yapacağım ömrümü törpülemeyecek bir iş olmalı. Senaristlik bahsettiğim işti fakat olmadı ve bu defteri beni anlayamayan geri zekalılara .. senaristlik olayı bir daha açılır mı açılmaz mı bilmiyorum. Bildiğim o kapının tokmağına bir daha dokunmayacağım. Belki on yıllar sonra kendi imkanlarımla hobi olarak yaparsam o başka. Zaten elimdeki bir sürü notu silmeme nedenim de bu küçük ihtimal. Öğretmenlik. Şu an öğretmenlik yapıyor olmam, gelecekte de bu işi devam ettireceğim anlamına gelmiyor. Okulum bitmediği için adam gibi, evlenmeme yetebilecek para kazanamıyorum. Bir de okulu ne zaman bitieceğim de belli olmadığı için, evlilik de buna bağlı olunca… okuldan ümidi kestiğime göre ve de bir an önce de evlenmek istediğime göre geriye tek bir şık kalıyor; kimseye muhtaç olmadan evlenebilmeme yetecek bir iş sahibi olmak. Bu iş grafikerlik olabilir mi? Öyle görünüyor. Fakat bu iş benim “Emr-i bil ma’ruf nehy-i anil münker” yapmam için ne kadar tercih edilebilir?
Aman Allah’ım çıldıracağım. Ne yapmam gerekiyor?
Saate baktım. İlerlemeye devam ediyordu. Aklıma “zaman” kavramı ile yaşayan mahluklar olduğumuz geldi. Zaman bir kavram ve her yerde olmayabilecek bir kavram olmadığına göre dünya bir zaman havuzunda yüzüyor olmalı. Zamanın başı ve sonu, yani havuzun başı ve sonu var. Bizler bir fanusun içinde başı da sonu da belli bir zaman çizgisinde ilerliyoruz. Belki de bizler milyarlarca anın hep bir sonrasına bağlantılar kurarak yaşıyoruzdur. Belki de aslında yaptığımız tüm ameller esasında anlık bir iş değil fanusun içinde devamlı var olan oluşlardır. Yani atmış yıllık hayattaki amellerimiz aslında sonsuz kıymetinde. Ve işin sakat yanı; günah işlememek gerek. Şimdi hayat çizgim atmış ise ilk yirmialtısı geçti ve eğer uygun bir yerden bakarsak ilk yirmi altı yıl aynen var. Ve sonraki otuz dört yıl da.
Ufff!
Günah işlememek gerek!
Son cümle o kadar acı verici ki. Çünkü içimden bir şey de günah işlemek gerek diyor. Hangisini dinlemem gerek. Hayat çizgime (timeline) leke atan günah işleme şıkkını mı, leke atmayıp da acı çektiren günah işlememe şıkkını mı? Helal dairesinin keyfe kafi olduğunun farkındayım fakat helal dairesi o kadar uzağımda ki. Helal dairesine yaklaşmam maddiyata bağlı, maddi ihtiyaçlarımın peşinden gitmek….
Tamam sonuca ulaştım.
Ulaştım. Allah’ım, sana sığınıyorum.
Bugünlerde bir psikoloji kitabı okuyorum. Yaklaşık sekiz yüz sayfalık büyük boy kitatan kendimi anlamaya dair bir çok ip ucuna ulaştım. Sebebini bilemediğim arzularımın id bölümünden çıkıyor olması, kıskançlıkla dolu çocukluğum, hep bir baba şefkati babından beklediğim “keşfedilme” isteğim.
(Push The Limits. Enigma. Çalan müzik)
Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi. Bastırma. Ve daha bugün öğrendiğim psikolojide enerjinin korunumu. “Enerjinin korunumu ilkesinin bir sonucu, yasak bir eylemin ya da itkinin baskı altına alınması halinde, enerjinin sistem içinde başka bir yerde, olasılıkla kılık değiştirmiş bir biçimde çıkış arayacağıdır. İdin arzuları, bir biçimde ifade edilmesi gereken bir psişik enerji içerir ve bu arzuların engellenmesi onların yok olmasını sağlamaz… Hilgard’s Introduction to Pyschology, 12 th Edition. s. 461“
İhtiyaçlar hiyerarşisi, emr-i bil ma’ruf yapma zorunluluğu…
Yazmayı bıraktığım, belki de ara vermişimdir kitap belki de enerjimi harcadığım bir etkinlikti. Bilinçaltımda bir sürü şey. Eziklik ve gurur. Narsizm, fedakarlık, diğergamlık alt yapısı. Hizmet insanı gönül verdiği dava uğrunda kandan irinden deryaları geçip gitmeye azimli ve kararlı, varıp hedefine ulaştığında da her şeyi sahibine verecek kadar hasbi olmalıdır. Bir gün önemli birisi olacaktım. Ve bugün mantıklı düşünmeliyim. Sınıfın en iyisi olmaya kilitlenme. Yarışmalarda ve oyunlarda yenilgiye tahammül edememe. Kazanamayacağı yarışa baştan girmeme, girdiyse de başarmak zorunda olma. Çocukluğumda bir iki kez iftiraya maruz kalmış olma ve suçsuz olduğumu ispat zorunluluğu yaşamış olmam, belki de bu yüzden her adımımı ürkerek atıyorum. Acaba birisi bir şey der mi? Kesilen topu benim üzerime atmışlardı, kırılan camları bana iftira attılar. İşte bunlar. Suçluluk duygusu ve özgüvende hasar. Bebekliğim boyunca dinlenen TRT fm ve şimdi saatlerce usanmasadan müzik dinliyorum..
Daha fazla bilinç altı beyin fırtınası yapmaya gerek yok. Hiç bir şeye de gerek yok. Cesur ve girişimci ol.
Ve bir de mantıklı ol.
2005 08 21