Ev arkadaşımın hikayesi;
Arkadaşım bundan bir kaç yıl önce üniversitede okurken bir kıza özel ders verir. Aradan geçen süre zarfında ders verdiği kız onun açısından yaşnızca bir çocuk ve bir öğrencidir. Özel ders olayının ardından o kız, bu arkadaşıma aşk mesajı denebilecek mesajlar atmıştır. “Olgun” arkadaşım ise bu mesajlara ağır başlı yaklaşmış, bu, çok da umurunda olmamıştır.
Derken aradan geçen yılların ardından bu arkadaşım o kızı özlemeye başlamıştır. Yani, yani aşk duyguları beslemeye başlamıştır. Derken artık bu olayı açmak isteyen arkadaşım o kıza onun üniversite kazanmasına binaen tebrik mesajı adı altında bir pas mesajı atar. Yani attı. Hem de dün.
Bir kaç mesajlaşma faslı olumlu ilerlerken, arkadaşın son mesajına herhangi bir yanıt gelmedi ve arkadaşım bir çeşit bunalım ya da depresyonumsu hâlete büründü.
Niçin anlattım?
Benim mesajlaşacak “sevdiğim”, “sevebileceğim” birisi bile yok.
Ayrıca bunları yazmama neden olan olay ise bu sene girdiğim bir sınıftaki bir bayan öğrenciyi bir erkekle birlikte görmem. İyi de bundan bana ne?
Şöyle ki, hakkında “belki” diye düşündüğüm aslında alternatifi olmadığı için sempati duymak zorunda hissettiğim güzel kızın sahibi vardı.
Bu bile beni hüzünlendirdi.
Sebebi belirsiz hüznümü kıvılcımlayan bu olayın ardından eve kadar otobüsle değil de yürüyerek gitmeye karar verdim. Belki böylelike biraz stres atabilirdim. Ne var ki bende stres oluşturan karşı cins faktörü, stres atmak için yürüdüğüm yol boyunca da yanı başımdaydı.
Yolda şunu düşündüm; bende “dayanılmaz” etki uyandıran olay niçin dayanılmaz? Acaba bu duruma hiç müdahale etmeyip, içi su ile dolduğu için devamlı şişen balonun sonu ne olacak? Bunu patlaması nasıl bir şey olabilir ki? Yoksa her sabah yorgun argın kalkmamın nedeni bundan kaynaklanan stres mi? Acaba bu konuda ne yapmam lazım?
Günaha girmem mümkün değil. Helal daire denen daire ufukta bile görünmüyor. Kendimi gerçekleyememiş olmam, üzerine bir de fizyolojik bir ihtiyacımın yerine getirilemiyor olması… tüm bunların sonu nereye kadar gidecek?
Biliyorum ki imtihan dünyası. Ve yine biliyorum ki bu dünya da farkına varılan ya da varılmayan o kadar çok imtihan parametresi var ki. Bu da benim imtihanım. Kokusunu duyacaksın ama asla yemeyeceksin. Bir de dua edip isteyeceksin, duaların kabul falan olmayacak ve yine de isyan etmeyecek, duanın kabul olunması zorunluluğu olmadığını kabul edeceksin. Sonuçta dua bir ubudiyettir. Dua da hedef kabul olması değil, o sırada yapılması gereken bir ibadet olması.
Ne yazık ki, hiç bir iradi girişimim ve hiç bir çabam hiç bir şekilde bir işe yaramadı ve yaramayacak. Sadece olup bitenleri normal sayacağım ve yaşadığım dünyayı kabüllenceğim. Tıpkı yapmayı hayal ettiğim, tam rezonans olabileceğim bir işin olmamasını kabüllenmek ve istediğim romansı oluşturacak bir vasata hiç bir şekilde ulaşamayacağım gibi.
Her şeye rağmen hâlime şükretmeliyim. İmtihan parametrelerim çok daha zor ve altından kalkılamaz olabilirdi.
2005 08 23