Eğer istesem şimdi onlarca sayfalık bir şeyler yazabilirim fakat neyse..
Şu an bu yazıyı yazan kişi bir tek şey istiyor; ölmek. Yaşaması için hiçbir sebebi olmayan birisi. Ne maddi bir şeyler ne de manevi bir doygunluk ve kaçınılamayan günahlar… Belli ki bu dünya benim dışımda ve üstümde olan güçler ve kendi kaderimi kendim çizemedikten sonra bir de sonu gelmeyen arzular olduğu müddetçe hiç de tatmin edici olmayacak.
Mantıken hâlime şükretmesi gereken birisi olmam gerektiğinin farkındayım fakat aptal duygularım bana hep hüzün sunuyor. Bir türlü kendimi mutlu (tam olarak, en azından elimdeki mutluluğa dalıp mutluluğun biteceği duygusunu unutacak biçimde) hissetmiyorum. Ve şu an öyle bir durumdayım ki; istediğim tek şey ölüm. Ölüm anı gelip çatana dek ne olursa olsun nasıl olsa aynı saçma insani duyguları yaşamaya ve ölümü hatırlamaya devam edeceğim. O halde boş yere niçin vakit kaybedeyim ki?
Nasıl olsa kader senaryom yüzümdeki çizgilerle hüzün olarak çizilmiş, niçin tabii olanın haricini bekleyeyim ki?
Kendimi bir şekilde bir labirentin içinde buldum. Hep bir çıkış kapısı arıyor(d)um ve bu aramamı sürdürürken her defasında bir çıkmaza gelip tosluyor(d)um. Bir gün aklıma çok parlak bir fikir geldi. Belki de aramam gereken şey bir kapı değildir, belki de çıkış bir pencere ile olacaktır. Fakat bu fikrin çok saçma olduğunu anladım. Çünkü labirentte hiç pencere yok. Sonra daha da parlak bir fikir; belki de çıkış karşıma çıkmasını beklediğim duvarlarda değil de en tenha ve çıkılmaz denen sokağın sonundadır.
Derken en parlak fikir. Bu aradığım şey belki de kapı değildir, belki de çıkış üzerinde deli gibi toslaya toslaya yürüdüğüm labirentin tabanında bir yerde gizlidir.
Ama hayır!?
Bu da değil. Çıkış hiçbir yerde. Aramayı sürdürdükçe çıkış kapısı da yer değiştiriyor. Galiba çıkış kapısının gelip beni bulmasını beklemem gerekiyor.
Ve belki de!?
Yoksa!?
Belki de çıkış diye bir şey yoktur. Neden olmasın?
Dayanamıyorum. Üzüntüsüz duramıyorum. Her şeyden vazgeçmek istiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. Her şey istiyorum. Ne istediğimi bilemiyorum.
Çıkış yoksa kenarına geldiğimde sonsuz uçuruma rastladığım bir yanda mı? Belki de asıl kurtuluş ucu görünmeyen uçuruma kendini bırakmaktadır.
Belki de…
Belki de, kurtuluş diye bir şey yoktur.
Belki de olması gereken labirentte ölene dek dolaşmak, şu aptal dünyada ölümü beklemektir. Belki de en doğru olan doğrunun peşini bırakmaktır. Belki de dünya acı çekme mekânıdır ve belki de en iyisi acının tadını çıkarmaktır.
…
Yok yok. Ben yine de yaşamaktan vazgeçtim. Ölümü istiyorum.
[Olay şu: karşı cins meselesi bana kafayı yediriyor. Yapsan günah, yapmasan acı. Meşru olan "evlenmek" ise teknik olarak mümkün değil. Yaşasın ölüm!]
2005 05 24