Çok şükür ki, bu son zamanlar ekonomik anlamda iyiden iyiye rahatlamaya başladığım bir dönem oldu. Borçlarım her zamankiden daha aşağı indi. Bir zamanlar hayallerini kurup da sahip olmayı tasarladığım bazı şeylere (istediğim ayakkabı, sevdiğim bir şey..) sahip olabilmeye başladım.
Dikkatimi çeken bazı şeyleri belirtmek böylece, ne bileyim ne işte!
Genel itibariyle bunalımlı ruh haletimle anlık kararlar verdiğimi düşünüyorum. Çok çabuk her şeyi boş verebiliyor, aşırı derecede kırılgan olabiliyorum. Hatta şimdi bile tam anlamıyla mantıklı karar verebilme duyum olduğunu zannetmiyorum. Canımı çok rahat sıkan veya çok çabuk sevindiğim olaylar olabiliyor. Vs, vs…
Bugünlerde kafama takılan ve yine duygusal bir heyecan olduğunu düşündüğüm olay şu ki; şöyle artık günahlara karşı tam olarak savaş versem ve asla küçük tavizlerle kendimi mahvetmesem. Şöyle ki, adam gibi günah işleyemiyorum. Her işlediğim günah beraberinde içimden bir yerlerde bana gizlice bir şeyler fısıldıyor ve adeta tam yemeği ağzıma götürecekken kaşığıma dışarıdan bir müdahale oluyor. Tam yemek dudaklarımla bütünleşecekken bir ses yemekteki zehirden bahsediyor ve kokusunu duyduğum o şeyin hem lezzetini, hem de ona kavuşamamanın acısını veriyor.
Savaş yenilgiyi kabullenme psikolojimle birlikte acı vere vere ilerliyor(du). Bazen kaşığa hiç elimi sürmesem diyorum, kısmen de başarılı olduğumda oluyor fakat birçok kere mücadelem kaşığı yemeğe daldırdıktan sonra başlıyor. Kendimi kandırmayı beceriyorum. En azından kokusunu almamın gerektiği hissine kapılıyorum. Sanki biraz daha beklesem ölecekmişim gibi geliyor. Fakat nedense bir türlü düşünemiyorum ki; eğer öleceksem bu ölüm o yemekteki zehirden dolayı olmamalı ve ebedi hayatımı zedelememeli. Eğer bir ölüm olacaksa ki bu kesin olacak, zaten “hayat ölmek içindir” gibi görünmesine rağmen aslında ebedi hayat için zehirle ölmektense aç kalıp ölmem gerekiyor.
Belki anlık duygusallıktan kaynaklanıyor olabilir fakat şimdi, şimdiye dek yanaşmadığım bir şeye karar veriyorum:
En zor şartlar altında dahi şeytanın dediğini değil emredileni yapacağım ve tüm cazibedarlığına rağmen alt olmayacağım. (NI HO HA HA!!) Karar veriyorum ve kılıcımı çekiyorum işte! (Zaten buna mecburum, yavaş yavaş ölmektense, çarpışmaya devam etmeliyim)
…Doğ ey güneş erit taştan ve kurut taşları diken elleri…Ayırma üstümden bir an gölgeni… (Ömer Karaoğlu – Doğ Ey Güneş)
Daha önce buna böyle karar vermemiştim. Belki … falan işte.Diğer mesele;
Okul meselesi. İki ders bir bitirme aldım. Bu iki dersten birisini geçebileceğimi zannetmiyorum. O dersi boş mu versem acaba. Da. Ne yapacağımı bilemiyorum. Bunu en iyisi boş vereyim gitsin. Zira bir gün geri dönüp baktığımda kendime hak vereceğimden eminim. Çünkü dış şartlar (Maddi durumum ve bunun hiç kimseye yapmayacağı kadar beni pasifize etmesi. 2- Zekâ türümün somut şeylere yönelik olması ve soyut olanın da bana uyan şekilde anlatılması gerekliliği bir şey. 3- O aptal romantik yapımın hırpalanması bunu .. 4- ) ve iç şartlar (1- Sevmediğim hatta gereksiz bulduğum şeyleri boşu boşuna öğrenme angaryası düşüncem (kendime hak vermiyor değilim). 2- …) beni bu duruma sürüklüyor. Canımı sıkıp niye kendimi perişan edeyim ki? Maddi durumumun düzeliyor olması okulu düşünmemi azaltmam gerektiğini söylüyor. Neyse öyle olsun işte..
Bir mesele de;
Acaba teyzemin önerdiği kişiyle tanışsam mı? Bu konu da ne yapmam gerektiği hususunda tek istişare merciimin kendim olması ne kadar kötü. Herkes olayı kendine göre bir tarafından algılıyor. İçimdeki dayanılmaz romantizme sahip olmayan kişilerden tavsiye almak zorunda olmakla, aptal duygusallığımla kötü şıkkı işaretleme ihtimalim arasında ezilip büzülüyorum. Keşke birden bire mutlu son (Net bir şey) olsa. Oof off.
Ve diğer meseleler;
Aslında kafamı karıştıran şeyler var fakat şimdilik buna son versem ve hâlimin arada bir gördüğüm acayip rüyalar (şiddet, karmaşa ve kedi dolu rüyalar. Bir de buna bu gece yarısı çektiğim beş on dakikalık göğüs ağrısı katıldı.) dışında durumum iyileşme gösteriyor. Kitap yazmaya karar verip vermeme konusunda şu sonuca ulaştım. Bunu yapmak beni rahatlatabilir. İlk fırsatta buna eğilmeliyim. Mi. Acaba?
2005 03 19