Bugün ..tv izlenimlerin ortanın altı verimde geçti. Bir sürü dua etmiş, çok pis motive olmuş ve kendime güvenerek üstü örtük de olsa içimdeki televizyonculuk yapma isteğimi söyledim. Sonuç; negatif ağırlıklı belirsizlik.
Beni, sanaryo yazacağını iddia eden bir sürü aptalla aynı kefeye koydular, sanki yapamayacakmışım gibi düşündüler. Bunda haklı olabilirler ama ben zannettikleri gibi olmadığımdan eminim.
Yoksa emin değil miyim? Ya adamlar haklıysa, ya ben de kendini akıllı zanneden aptallardansam. Hem baksana yedi yıl geçti hâlâ okulu bilene bitiremedim.
HAYIR!!
Senaryo işinde er ya da geç sonuca ulaşabilirim. Sadece biraz vaktim, beni anlayamayan insanlar yüzünden geçecek. Hepsi bu.
Ne oluyor?
Ağlayıp da kendimi güçsüz hissetme duygum bu kez Don Kişot’luk yapma şeklinde mi zuhur etti?
Karmaşa, karmaşa, karmaşa.
Dularım belki de kabul oldu. Çünkü son dualarımdan birinde “Hayırlı olursa tv işi olsun” cümlesini de eklemiştim. Nerden belli? Belki bütün arzuma rağmen duamın kabul olması kötü bir seçimdir. Belki de kabul olmaması daha olumlu alternatifin önünü açacaktır.
Eeh! Tüm bunları nereden bilebilirim. Ne demiştik?
Tevekkül. Olursa da olur, olmazsa da olur. Nihayetinde önemli olan Allah’tan dilediğim “Hayırlısının” olması.
Bu kendimi kandırıp teselli etmek mi?
O da değil. En kötü ihtimalle daha az kârlı olanı seçmek olabilir.
Tekrar başa dönelim.
Eğer beni TV’ye almazlarsa kaybeden kendileri olur, ben de kazanmayan.
Sonuç; önemli değil.
.
..
…
Bir kaç saat sonra.
Kızgın ve kızgın tv işinin başarısız psikolojisinden sonra, elime önce “Yalnızlar Kalabalığı” isimli hikayem, ardından da 1993 05 14 tarihli orta 3 fotoğrafım geçti.
Bu hikayeyi okuyup da benim senaryo yazıcılık yeteneğime olumsuz bir şey derlerse, bu onların sığlığından başka bir şey olmaz ben de başarısız sayılmış değil, anlaşılamamış olurum. Bu kadar.
Fotoğrafa gelince. O sıralarda birçoğu elimden geçmiş (okumuş olma anlamında değil inceleme anlamında) kitaplar bulunan kitaplığın yanıdaki çekyatta oturmuş Kur’an-ı Kerim okuyorum. Tabi bu riyakarane okunan Kur’an değil, çünkü o sırada hatim indiriyordum, her zaman olduğu gibi.
İşte o! O fotoğraftaki çocuk beni bu hallere soktu. Daha o sene üniversiteyi kazandığını düşleyen o kişi, maalesef hâlâ aynı kişi ve bu kez değişen sadece hayal edilen şey; senaristlik, yönetmenlik…
Şimdi kendimi o çocuğa karşı mahcup hissediyorum. Keşke…
Neyse. O resme baktım ve bir kez daha motive oldum.
Bir kez daha, bir kez daha.
2005 07 01