On yıl sonraki ben (tabi yaşıyorsam eğer) sana bu berbat günlerden bahsetmek istiyorum. Sana içimi dökmek, bu vesileyle bana daha anlayışlı bakmanı diliyorum.
Anlatacağım bir sürü şey vardı. Ama hepsi birden bire uçuverdi.
!?
Tam olarak ne anlatacaktım?
Unuttum gitti. Belki şimdiki başarısızlıklarımı, çaresizliklerimi mazur gör gibi bir şeylerden bahsedecektim. Belki de… Ne bileyim ne!?
Bir şey söyleyeyim ki on yıl sonra yaşıyor olmayı istemiyorum. Yaşamıyor olsam da olur. Sanki yaşasam ne olacak ki?
Seneler hiç fark ettirmeden geçiyor. Günler, geceler, haftalar, aylar derken seneler, on yıllar geçmiş oluyor.
Geriye tek bir şey kalıyor.
O da; hiçbir şey.
Bu hayat “fani” olduktan, hayat da “saf mutluluk”tan uzak olduktan sonra ne kadar yaşadığının, nasıl yaşadığının bir önemi mi var ki?
[Saf mutluluk: Sorunların varsa zaten mutsuzsun. Sorunun yoksa daha fazlasını istediğin için mutsuzsun. Çok fazlasına sahipsen "en fazlasına" sahip olmadığın için, "en fazlasına" sahipsen de onu her an kaybetme ihtimalin olduğu için -olmama kesinliği olmayan- kaybetme ihtimalin de yoksa; bir gün öleceğin ve elindekilere sonsuza dek sahip olamayacağın için mutsuzsun. Veya daha doğru bir ifade ile "saf mutluluk" ile "fani" bir arada olamaz. Özetle bu dünyada mutluluk olmaz, belki kendini mutlu zannetme ve unutkanlıktan dolayı geçici mutlu hâlet olabilir.]
Şimdi yirmi altı. Bir bakmışsın otuz beş. Bir bakmışsın elli, altmış. Altmıştan sonrasını zaten yaşamaya gerek yok. Herkes koşarken sen yürüyorsun, herkes düz deriye sahipken sen harita gibisin, herkes çocuk, genç, yetişkin, kadın, erkek iken sen ‘yaşlı’sın ve herkes ölümü unutabiliyorken senin aklından bir türlü çıkmıyor.
Yaşamak: hep bir şeylerin peşinden koşmak.
Bu mu yani?
Yaşamak her gün binlercesinin öldüğü bu dünyada farkına varmadan kefenleneceğin günün gelip çatması mı? Hayat, aptalca modayı, trendleri takip etmek, üst modellere geçmek, kariyer yapmak, kendini geliştirmek, daha çok kazanmak, geri zekalı insani duyguları tatmin etmek mi?
Yirmi altı yıl ne zaman geçti? Hiç fark ettin mi? Belki, bugün biraz anımsamışsındır. Gazetedeki yazıda “Bundan yirmi yıl önce, 1985′lerde” gibi bir ifade geçti. Aklıma “yirmi yıl öncesi” deyince hep yetmiş beşli yıllar gelirdi. Yine öyle oldu. Ben daha doğmadan önceki zamanlar, ep eski zamanlar. Fakat lafı söyleyen “yirmi yıl” kelimesinden sonra bu yıla denk gelen 1985′i de eklemişti. Yetmişli yıllar, benden önceki seneler değil; benim dünyada bulunduğum hem de altı yedi yaşlarında olduğum dönem.
Vay be! Yirmi yıl öncesine benim hayatımın bir kısmı da dahil. Bu laf gözlerimdeki yaşlanmışlığı da tasdikliyordu. Alnımda kırışıklıklar yok ama o da belirginleşmeye başlayacaktır.
Ah be! Ben!
Boş ver ha! Boş ver gitsin. Hayat bu şekilde devam etsin. Boş ver, hayalleri aptallar kursun, senin hedeflerine başkaları kavuşsun.
Boş ver, boş ver.
Birkaç metre ötesindeki akbabayla aynı fotoğraf karesini paylaşan Afrikalı çocuk belki de bir dahi, belki de kim bilir nelerle mücehhez birisiydi. O çocuk en fazla ne yapabilir, ne yapabilirdi. (eğer öldüyse) o çocuk cennete gitti ve ölümü ona cennet bileti oldu. O çocuk hayatını başarısızca sürdürdü, başarıyla bitirdi.
Boş ver…
Neye asıl değeri vermen gerektiğini bir daha, bir daha anımsa. O şanslı Afrikalı çocuğun mesul olduğu seninki gibi bir hayatı yoktu fakat senin sana hesap sorulmasına sebep olabilecek evsafta bir hayatın var. Ve senin işin o Afrikalı çocuktan çok çok daha zor.
Söyleyecek daha çok lafım var. Dön bir kendine bak.
Bir bak yani!
Gerçekten hâline bir kez daha şükret ve unutma! Hayatın gidişatı sana ebediyeti unutturmasın.
[BHK: Bu sırada kanal değişir.]
Bir saniye mikrofonu alabilir miyim. Şimdi bu adamın durumunu anlatayım;
Baktı olacak gibi değil, başladı kendini teselli etmeye. Baktı kazanma şansı yok, başladı kaybetmenin faziletinden dem vurmaya. Çeşitli kılıflar uydurarak kendince rahatladı.
- …!?
- Hıh hıh hıh!..
- İyi de herifin bahsettiği şeyler doğru yani. Tamam bunu söyleten içinde bulunduğu dağdağalı hâli fakat yine de isyan etmiyor.
- …!?
- Yaşadıkları ona bazı şeyler fısıldadıysa, fısıldanan şeyler illaki yanlış mı olacak? Belki böyle sonuçlara ulaşması Afrikalı çocuğun mutlu sona ulaşması gibi olumlu bir finaldir.
- …şşey! Güçsüzken herkes iyidir. Acizken herkes dindardır. Hastayken herkes zikir çeker.
- İyi ya işte! O halde zayıflık, acizlik daha iyi değil mi? Sonuç itibariyle hayra vesile oluyor.
- Sen de onun gibisin.
- …
[BHK: Mikrofonu tekrar asıl yerine koyuyorum. Bu konuşmaları boş verin]
2005 01 03