Dünyevi yan, yani cisme yönelik arzular yerine getirildikçe, manevi yan, yani ruhsal motivasyon aşağıya iniyor. Kısaca cismanilik ile ruhanilik ters orantılı.
Bunları daha orta okul yıllarımda iken düşünmüş hem de bunu sağlamanın çok çok çok zor olduğunu hissetmiştim.
Bu düşünceler yine, yeniden aklıma geldi. Gerçekten de çok zor. Bir de dinimizin sırat-ı müstakim, orta yol anlayışı durumu mevzu bahis. Yani ruhbanlık diye bir şey yok.
Ayrıca “helal dairesi keyfe kafidir” risale inci cümlesi var.
Tüm bunları birleştirirsek elde edilen sonuç ne olur?
Ortaya farklı sonuçlar çıkıyor. Bir kaç sonucun hepsi de kendine göre makûl.
Fakat ortak olan şu ki, ne kadar günahlardan uzak kalınırsa “miskale zerraten hayran yerah, ve men ye’mal miskale zerretin şerren yerah” şeklinde aklıma gelen ayet-i kerimede geçtiği gibi, o kadar fazla mükafat alınır.
Düyanın bazı yerlerinde savaşlar (Irak), bazı yerlerinde deprem (Pakistan), kimi kısmında sel felaketi (ABD), ve daha ne ve nerede olduğunu bilmediğim bir çok yerde daha bir sürü acı insanların peşinde. O tür felaketlerde seçim şansı fazla yoktur ve olaya verilen tepkiye göre seçim orta değil, siyah veya beyaz olur. Bizim felaketlerden uzak rahat dünyamızda ise siyahlar, beyazlar, hayırlar, şerler hep bir arada. Seçim yapma fiili oldukça zor. Felaket olunca imtihanın ne olduğu bellidir fakat bu rahat döşeklerde daha imtihanın ne olduğu bile anlaşılamıyor.imtihanı bilmeden kazananlar olduğu gibi, imtihanı fark edip kaybedenler, ve hiç birini anlayamayan uyuşmuş kayıp beyinler var.
Hepsinin ötesinde bir şey var ki; Allah’ım bizi doğru yola ilet ve günahlardan, günah ortamlarından uzak tut!
2005 10 18