Biraz önce telefonda annemle görüştüm.
Ah anneciğim! Sen oralarda ben buralarda, mesafeler her zaman kilometrelerce..
Telefonda anneme, kardeşimin de benim gibi bunalım takılmasına atıfla, dünyanın geçici olduğu, yaşamın saçma sapan ilerlediğini söyledim. İnsanların televizyon, gazete gibi araçlarla sahte hayatlara kanıp, hayatlarını zehir ettiklerinden bahsettim. Medyada sunulan yapay dünyanın insanların sadece yüzde bir-ikisine hitap ettiğini, muhatap harici insanların ise sunulan aptal yaşam tarzının esiri olarak kendi hayatlarını mahvettiğinden falan bahsettim.
Bahsetmek çok kolaydı, teselli vermek zevkliydi, anlattıklarım çok mantıklıyıdı…
Mantıksız olan ise bendim, benim arzularım, peşinde olduklarım ve bahsettiklerimi yaşamıyor olmamdı.
Lanet olsun! Hiçbirinin peşinden gitmemeliyim. Hiç bir zaman bir rüzgar beklememeliyim, (ortalama olarak) yarısı geçen bu ömrümün göz açıp kapayıncaya dek bitecek olan kalan kısmını beynimdeki isteklerin ateşiyle yanarak geçirmemeliyim. Ve hep bildiğim, anladığım fakat durmadan unuttuğum gerçek; imanlı olmalıyım, imanımı daima tazelemeliyim.
Yeni bir hayat, yeni bir dünya…
Hiç bir şeyin peşinde koşmadan, hiç bir oyuncağın büyüsüne kapılmadan…
Artık…
Peki ama bu miskinlik olmaz mı? Miskinlik. Koşturup yorulacağıma, miskin miskin nefes alayım. Hem hizmet yapmak miskinlik değildir ki.
Acaba alttan alta içimde anaforlar oluşturan şeylerden kurtulabilir miyim?
Tabi ki.
Eğer ağzımdan çıkan laflara karşı uygulamada samimi olursam tabi ki tanımlayamadığım fakat acısını çektiğim sıkıntılardan da kurtulabilirim.
Hepsini boş veriyorum. Yarın ki ..tv olayını da, evlenmek için hayaller kurmaktan da vazgeçiyorum…
Evet vazgeçiyorum.
2005 08 07