Biraz önce telefonda annem ile görüştüm.
Ne görüşme ama!
Annem ısrarla teyzemin aracılık yaptığı bir kızı görmem için beni zorluyor. Hatta bana küstüğünü bile, daha etkili olurum düşüncesiyle söylüyor. Bir an önce o kız görmeliymişim.
Ah anne! Ah!
Nereden bilsin benim daha okulu bile bitiremediğimi. Bir işimin -en azından aile bakabilmeyi göze alabilecek- olmadığını.
Ve ben! Ah ben!
Tüm ümitlerim, tüm hayallerim, tüm planlarım, tüm ideallerim… Hepsinin sonu geldi. Hayatım boyunca severek, en iyi şekilde yapmayı arzuladığım senaristlik hayalim bitti. Her ne kadar beni anlayabilecek kapasitede birileriyle karşılaşamamış olmam sebebiyle bu olmamış olsa da. Çok severek yapabileceğim, daha da önemlisi senaristlik yolunda önüme açmasını umduğum yazarlık serüvenim de yine aynı sebeple, yine kafası çalışmayan kimselere muhtaç kalmam nedeniyle sona erdi. Öğretmenlik işi. Bu iş ise nedenini bilemediğim bir iç isteksizlikten dolayı bana mutsuzluk ve tornavidanın çekiç yerine kullanılmasıyla yıpranmasına benzer etki oluşturduğundan yapamayacağım bir iş.
Hülasa; evlenmemem için geçerli nedenlerim var. Evlenmek için ise içsel baskıdan başka hiç bir nedenim yok. Az zevk almak uğruna, hayat boyu acı çekemem. En azından iki acıdan az olanı ile yani bekarlık ile idare etneye çalışabilirim.
Sorun şu ki bunları anneme nasıl anlatabilirim. Yoksa anneme rağmen annem için, tepkisiz mi kalmalıyım veya bir çıkış noktası var mı?
Sonuçlardan birisi daha: yapabilecek hiç bir şey yok. Acıların tadını çıkar.
2006 03 03