Bir kaç gündür bir şeyler yazma niyetinde olmama ve de her günümün neredeyse bomboş geçmesine rağmen bir türlü oturup da bir şeyler yazamadım. Gerçi geçen pazar oturup yazacağım şeyler depresif ruh dünyamın beni yazmaya ittiği bazı şeyler olacaktı. Belki o gün bitmiş bir insanın ruh portresini özellikle de o günlerde duyduğum çok çabalandığı hâlde bir türlü gerçekleş(e)meyen hayallerin nihayetinde ortaya çıkan (bir türlü aklıma gelmiyor fakat dinlediğim -D:\Müzik\Ezgi\Yamanlar Çocuk Korosu\Yamanlar – Bir Büyüsem.mp3- parçayla beraber düşünmeyi sürdüreceğim. Bu arada okunan ezanla birlikte Winamp da paus oldu. Bir akşam namazı kılıp geleyim nasılsa namazda aklıma gelir.
…
Hah “öğrenilmiş kehanet”
Selam vermeden önce başlayan telefonun sesindeki arkadaşım, bu terimden bana ilk bahseden kişi ona sordum ve söyledi; Öğrenilmiş kehanet. Gerçi o, beni randevu için aradı ama bunu da sormuş oldum.
Kazaya kalan sabah namazını da kılayım bari de borç üzerimden kalksın.
…
Öğrenilmiş kehanet olayından, artık hayaller kurmanın sonuna geldiğimden, bittiğimden, mahvolduğumdan falan bahsedecektim.
Sonra aklıma bir şey geldi. Evdeki arkadaşların hepsinin bazı dertleri ve buna bağlı bunalımları vardı, onlara, kendime ve tüm bunalımlı insanlara genel bir bakış.. herkes bir şeylerin sıkıntısı ile boğuşuyor, herkes kendi büyük küçük dertleri altında inliyordu.
Kendime ve çevreme.. bu sadece bir aptallıktı. Çekilen acılarda büyük oranda dar bir bakış açısı ve dar alana hapsolmuş bir davranış kayması vardı, var.
Herkes ama herkes bir yerlerde hata yapıyor. Herkes böcekten farkı olmayan bir insansı basitliğin ızdırabı ile boğuşuyor. The Recruit (Çaylak) filminde -yeni ajan adaylarını sınama amaçlı- işkence sonrası çaylak dayanamadı ve kim adına çalıştığını falan söyledi. Sonra perde kalktı ve onu izleyen ekibi görünce işkence sonrası itiraflarından dolayı kendini suçladı ve nasıl böyle bir basitlik yaptığına yönelik olarak hayıflandı. Sonra bunun düzmece olduğunu anlatan usta, çaylağa “bu kısmın bir yerlerinde herkesin bittiği anın olduğunu, zaten işkence gören pes etmezse işkencenin bitmek bilmeyeceğini” söyledi. Yani biz insanlar… hepimizin bittiği bir zaman dilimi, hepimizin eninde sonunda pes etmeye mahkum olacağı başka bir ifade ile er geç herkesin günah işlemek zorunda kalacağı veya direkt günah ilşlemeyenlerinde eninde sonunda bir yerlerde şikayet amaçlı isyan bayrağı çekeceği durumların olacağını fark ettim.
Bir yerlerde hata yapıyorum hem de bile bile. Bu beni mahvediyor.
Dünya hayatının bir imtihandan ibaret oluğunu ve çeşitli acı verici olaylarında bizlerin sınanması amaçlı olduğunu biliyorum. Bir çok şeyin mantıklı düşünüldüğü zaman hiç bir anlamı olmadığını, en önemlisi dünyanın fani olduğunu biliyorum. Bunların farkındayım. Fakat bunların farkında olmak yetmiyor ve bir şekilde insansı zayıflığımız karşı cinse karşı aciz kalma durumu gibi bizi alıp dünyanın süre giden akışına alışıp yolun kenarındaki parlak nesnelere dikkatimizi yöneltiyor ve ateş böceğinin mantıksız gelen ateşe koşmasının aynısını yaşıyoruz.
Yani.
Yani olay yanlış paradigma olayında düğümleniyor.
“Yanlış paradigma”
2006 12 19