Sabah kalktım azap vardı. Tek odamda yalnız başımaydım. Yokluğuna alışkınım fakat varlığından haberim yok, belki onu bilsem acım katlanırdı, en azından öyle değil. Yorgun argındım. Sabah sabah niçin bu kadar yorgunum? Çünkü ruhum yorgun, içim acıların pençesinde.
Okula gittim. Aman Allah’ım! Ne azaptı. Azap ki ne azap. Yıllardır yürüdüğüm o lanet yollardan yine yine bir daha gitmek. Bu acıyı ancak benzerini yaşayanlar bilir, bir de ruhu benim gibi özgür kalsın isteyenler. Dört saat dinlemem gerekirdi fakat iki saat dinledim. İlk iki saate zaten gitmemiştim. İki saat; iki saat her yanını kesiyorlar, deliyorlar, doğruyorlar. Farkı yok. Belki abarttım ama o iki saatten kurtulmak için elimden gelen şeylerden neler yapmazdım ki..
Okuldan eve geldim. Azap üstüne azap. Onlarca, yüzlerce binlerce.. her yan diğer cinsle dolu. Milyon tane de olsa ne değişir ki? Acı, acı, acı.. Yanıbaşlarından geçiyorum, içimden neler geçiyor. Ama!! Ama, yapma! Yasak! Ne diyebilirim ki. İkisinden birinde yanmak gerekiyor. Burada yanmayı seçiyorum. Karşımda oturan kişi umurumda değildi, çarprazdaki güzel de, sonradan binen kalabalıktakiler de, metroda yürüyen merdivende önümdeki mini etekliyi de umursamıyor, yüzümü duvarlara çeviriyorum.
Yanmam lazım. Yanmam!
Allah’ım!!!
2006 02 22