Yattığım kanepeden biraz önce gelen telefonun uykumu (ya da mahmurluğumu) bozmasıyla kalktım.
Uyumaya çalışıyordum. Çünkü.
Çok yoruldum. Çok bunladım. Çok kızgının. Çok, çok,, çok şeyim. Kızgınım. Çaresizim. Ne yapacağını bilmez, başıboş, gayesiz…
Dün evden telefon geldi. Askerden muayene kağıdı mıdır nedir. Ondan gelmiş. Askeriyeye öğrenci olduğumu belirtir kağıt vermem gerekiyormuş falan.. Bunu için okula gittim. Dilekçe verdim. Kağıdı götürüp askerlik bürosuna..
Sabah uyandığımdan, divana uzandığım ana kadar, diğer insanlarla diyalog halinde olduğum durumlar dışında beynim hep düşünceler içindeydi. Düşündüm, düşündüm, düşündüm. Sonra yine düşündüm, düşündüm, düşündüm. Düşündüklerimi yazsam belki bir kaç sayfa dolar fakat düşünmelerim bana dedi ki hiç bir şey yazmana gerek yok.
Yine de özetlemek gerekirse;
Etrafımız, her yer kadınlarla çevrili. Onlar hep yanıbaşımda. Hep görüş alanım içindeler. Fakat yakın olmaları onların uzaklığına engel değil. Hepsi çok yakınımda fakat bana gerekli olan bir tanesi bile o kadar çok uzaktaki. Sadece bir tane. Bir tanesi bile ışık senesi kadar uzak görünüyor. Ve her yanımın kadınlarla, güzellerle çevrili olması ile istediğim bir tanesinin bile ortalıkta olmaması azabıma azap katıyor. Acım kat kat katlanıyor.
Cehennemi azap. Bugün dinlediğim “Şadırvan 4″ kasetinde “bu dünyada ölenlerin diğer dünyada ölmeyeceği, bu dünyada yananların diğer dünyada yanmayacağı” şeklinde bir fasıl geçiyordu. Bu ifadeler çok güzel ama derdime çare sunmuyor. Zira öbür dünyada cennet yaşama olayı hakkında bir şey söylenemiyor. Belki oranın garanti olmaması asıl mantıklı olan fakat yine de endişem sürüyor. Yani hem bu dünyada cehennem, hem de öbür dünyada… ne kötü olur!?
Maddiyat olarak istediğim anlamda güvencem yok. Geçici olarak yaptığım iş ise adı üstünde “geçici” ve benim açımdan gelecek va’d etmiyor. Daha okulu bitmemiş (ve de bitmesi görünmüyor) birisi olarak öğretmenlik yapmak bana azap olmaktan başka bir şey değil. Sadece öğretmenlik yapan insanlar bile yoruluyorken benim bir de karanlık tünelde ilerleme pozisyonunda iki iş ve de gelecek saçma kaygısı yüzünden kursa mursa gitmem…
Paradoks; param olmadığı için kursa para harcıyorum, öğretmenliğe vakit ayırıyorum ders çalışamıyorum. Dersler bitmediği için para kazanamıyorum. Biri olursa diğeri olmaz değil; ikisi de olmuyor.
Yaş ilerliyor, yirmili yıllar geçti gitti, otuzlar geliyor. ?!?!?!?
Ve hizmet düşüncesi. Duygularımı paylaşacak, hepsinden öte.. eşim olsaydı keşke. Eşim olacak gibi görünmüyor çünkü param yok. Param olacak gibi görünmüyor çünkü işim yok. İşim olacak gibi görünmüyor çünkü diplomam yok. Diplomam olacak gibi görünmüyor çünkü zamanım ve param ve zihinsel motivasyonum yok.
Hizmet?
Bahsettiğim döngü de hizmet geçmedi!
Offf! Dünyevi saçmalıklar!!!!!!! Uhrevi gerçeklikleri böyle unutturuyor demek ki. Ne yapa birim ki? Şimdilik sadece farzları yerine getirip, günah-ı kebairden uzak kalmak. “Emr-i bil ma’ruf nehy-i anil münker”? of. Kendime laf anlatfaspdfasfgasdfg
Uzun lafın kısası.
Bir gün gelecek. Pes edeceğim. O günün bir an önce gelmesini istiyorum. Ama o gün bile gelmek bilmiyor. Kendi kuyruğumu yakalamaya çalışmakla enerjimi tüketmeye bilmediğim bir vakte kadar daha devam…
Bazı içgüdüler mi? Bazı balıklar hiç gitmedikleri okyanusların ötesine içlerinden gelen “sevk-i ilahi” ya da içgüdüyle gidiyorlarmış. O canlılar hiç bilmedikleri, hiç görmedikleri kıtaların ötesine hem de bir sürü zahmete katlanarak gitme sebeplerini bilmezler, sadece giderler. Ben de, ona benzer şekilde hem de yanıbaşımda karşı cinslere karşı aynı şeyi hissediyorum. Bir şey beni itekliyor. İstemesem de, karşı koysam da… bu acı bitmeyceğine ve mutlu son olmayacağına göre acı ile yaşamayı kabulleneyim.
(İstemediğim birisiyle evlenmek istemem. İstediğim kişiyle karşılaşamam. Bir paradoks daha; istediğim kişiyle karşılaşırsam bu muhtemelen tesettürsüz olacak -N de, F de, X de olduğu gibi- istediğim kişi de tercihan çarşaflı olduğundan hiç bir zaman karşılaşamayacağım. Belki çok yaklaşmış olsam da -AN gibi- o zaman da geri zekalı problem maddiyat ile karşılaşacağım. İstediğim kişiyi bulamazsın, diyelim ki buldun zaten maddiyatı yok. Hii! İğrenç. Kavuşmak mı? (Hurilerle. O da garanti değil) Belki ölmedim daha…
Bir kaç saat sonra
Ayrıca.
Bugün bir ilk yaşadım. İlk kez kendimi “kimsesiz” hissettim. Yani şu anlamda. Şimdiye dek hep suya karşı yürüdüğümü ve mücadele etmek zorunda kaldığımı hatırladım. Ve yanlış bir düşünce ama kendimi şimdi için tek dayanak noktam olan yaratıcım tarafından da terk edilmiş gibi hissettim. (Hâşâ). Zira. Hamlelerim hep boşa çıkıyor, çabalarım akim kalıyor.
Neyseki hâlâ bu düşünmüş olduğum şeylerin yanlış olduğunu fark edecek kadar aklım yerinde. En azından yanlışın farkındayım. Biraz düşününce aslında ne kadar çok şeyin “kimsem” olan Rabbimin (cc) lütfu olduğunu anlayabilirim. Hiç bir şey aklıma gelmese bile bu paragrafı yazmış olabilmem bile O’nun lütfu değil de ne ki?
Neyse..
Ümitliyim ama hiç bir beklentim yok. Çünkü lütfu da hoş, kahrı da.. Ayrıca gerçek lütfun ne olduğunu ancak ahirette anlayabiliriz.
2006 01 20