Kitabımı yayınlatması için gönderdiğim yayınevinin genel yayın yönetmeninden bugün mail geldi.
Çeşitli bahaneler.. Yok 2006 basım takvimleri belli imiş, yok hikaye türünden kitaplar pek popüler değilmiş falan. Bir de teselli; kalemin güçlü, anlatımın akıcı, kurgun sağlam.
Madem öyle kitabı niçin basmıyorsun?
Hülasa: senaristlik hayallerimden sonra, yazarlık hayallerim de (gerçi yazarlık hayalim yoktu. Maksat bir kitap çıkarıp kendimi isbat etmek ve anlaması kıt insanlara senaryo yazabileceğimi ispatlamaktı. Neyse. İspatlayamamış oldum.) yok oldu. Artık bugünden sonra ikisi ile de ilgili yeni bir şeyler yapmayı düşünmüyorum. İnsanların ne senaryolarıma, ne de yazılarıma ihtiyaçları yok. Piyasa bir sürü geri zekalı yazar, senarist, yapımcı, mapımcı doluyken benim gibi akıllı adamların bu piyasa da işi yok.
Püh!!
Geriye ne kaldı?
Geriye kalan şey benim artık ne olmam gerektiğine karar vermiş olmamdan başka bir şey değil. Tasarımcı web masterlık.
En azından ne yapmam gerektiğini biliyorum.
Ve neler yapmamam, hangi aptalca uğraşıların peşinde koşmamam gerektiğini biliyorum.
Bir de şunu anlamış oldum. Özgüven denen şeyim de bir şeyler oldu mu, acaba? Yo. Özgüvenim yerinde olsa da kendimi ve kabüllenmem gerekenleri fark ettim. Demek ki ben kafamda tasarladığım kişi değilmişim. Demek ki büyük hizmetler yapmak benim harcım değilmiş. Demek ki hayalini kurduğum hayat tarzı sadece aptal genç özentisinden başka bir şey değilmiş. Demek ki ben de tüm piyasa gençleri gibi aptal hayaller kurup sonra da gerçekleşmesi mümkün olmayan bu hayallerimin olmaması ile hayal kırıklığı yaşayanlardanmışım.
Demek ki o gün, o “işte bittiği an” dediğim an şu anmış. Bir gün hayal kurmaktan vazgeçmem ve kendime gelmem gerekiyormuş, ayaklarımın yere basması gerekiyormuş. Belki de böylesi daha iyiymiş.
Senaryonun da, yazmanında, bunlara bağlı işlerden de vaz geçtim. Hem de bu kadar kolay.
Ne aptallıkmış. Kurduğun saçmalıklara sonra inanmak…
Asıl anlatacağım şey aklıma şimdi geldi.
İnternet kafede kitabımın olmadığı mailini aldım, bir kaç yere daha mail attım. İşimi bitirip para ödemek için kasaya gitmeye karar verdim.
Sorun vardı, ufak bir sorun; üzerimde beş kuruş para yoktu. Kafeye ödeyecek bir kuruş liram bile yoktu. Kasadaki bayandan özür diledim. Cüzdanımı üzerime almayı unuttuğumu söyledim. Yalan attım. Halbuki cüzdan çantamdaydı. Asıl sorun cüzdanın olup olmaması değil, zaten olan cüzdanın içinin de bomboş olmasıydı.
İşte böyle.
Kıt kanaat yaşayıp ölüm günümün bir an önce gelmesini bekleyeceğim.
Evlenmek mi? Benimle kim niye evlensin ki?
Cep delik, cepken yok.
2006 02 28