Bugün öğretmenler odasında “Bazı insanlar bu dünyaya zeki, yetenekli ve çeşitli ekstralara sahip olarak gelirler fakat bunlar kendileri için uygun şartlar elde edemedikleri için bunları değerlendiremezler. Bu insanlar içlerinde otomatik olarak bazı potansiyele sahip oldukları için “normal” olamazlar ve içlerindeki enerji bir şekilde açığa çıkar” dedim. Masadakilerden birisi de “bu konuşan mı?” dedi. Ben de “Evet. Onlardan birisi de benim” dedim. Ve ekledim “bu tür insanlar normal olamazlar ve muhtemelen normal olmayan davranışlara saparlar; belki serseri, belki dolandırıcı, belki başka bir şey olurlar” dedim. Şimdi aklıma geldi ki, belki de bir şey yapamaz ancak fizyolojik ve psikolojik hasta olurlar.
Her neyse…
Bir-iki dakika sonra masadaki kişi ÖSS deneme kitapçığındaki bir sözel sorusundan bahsetti. Soruda bilim adamı “bazı yetenekli insanlar uygun koşullara sahip olamadıkları için demirin paslanması gibi paslanırlar. Buna göre aşağıdakilerden hangisi …” mealindeydi.
Bu, çok ilgimi çekmişti. Hemen sözü edilen bilim adamının ismini önümdeki ÖSS Matematik kitabının üstüne not ettim.
Doğru ya!!.
Adam doğru diyordu. Ve bunu duyduğumda bir hoş oldum. Benden bahsediyordu. Kesinlikle çok orijinal buldum.
Ve bilmediğim bir rahatlama hissettim.
Sonra dersanenin yurdunda akşam yemeği yedim. Ardından otobüs durağına gittim. Bir çocuk vardı. Çocuk biraz önce mendil satan çocukların rehabilite edildikleri bir yurttan kaçmış bize gideceği yerin otobüsünün bulunduğumuz duraktan geçip geçmediğini soruyordu. Çocukla konuştum. Çocuğun babası asgari ücretle çalışıyor, çocuk ilkokul beşe gidiyor. Aile sefalet içinde. Çocukta bir mazlumiyet var. Ne yapabilirim ki?! Çocuğu düşündüm, kendimi düşündüm. Çocuğun imtihanı zordu, hem de çok zor. Kendi imtihanım geldi aklıma. Benimki bu çocuğunkine göre çok daha kolaydı.
O çocuk gittikten sonra durakta bekleyen başka bir çocuk dikkatimi çekti. Durakta beraber olduğumuz matematik öğretmeni arkadaşın öğrencisiydi. Bu kez o çocukla konuştuk. Çocuk oldukça iyi şartlar altındaydı. Otobüs boyunca konuştuk. Çocuk istediği gibi spor yapma ve müzikle ilgilenme şartlarına sahipti. Falan filan. El bebek, gül bebek bir çocuk…
Birinci çocuk; ona çok acımıştım.
İkinci çocuk; ona çok imrenmiştim.
Üçüncü çocuk; ben,,, artık çocuk denemez.
Dünya bu olsa gerek; herkes belli şartlar altında yönlendirmekten aciz olduğu rotada ilerliyor. Önemli olan rotanın ne olduğu değil, rota boyunca nasıl davranıldığıydı.
Ve ben; çok rahatladım ve düşündüm.
İçimde bir ışık doğdu. Bir özgüven, bir kendine geliş (özgüven dediğim şey gerizekalıca kendini kaplan zanneden fare olma olayı değil; kediliğini fark edip ona göre davranılması gerektiğini söyleyen kedilik ruhaniyeti)
Ne düşünüyorsam oyum, nasıl hissediyorsam öyleyim. Belki çok büyük mesafelerden geçtim fakat gerçek olan şu ki; hâlâ bir şeyleri fark etmek için çok yollardan geçmem gerekiyor.
Hıh!
Birçok insanın hiç mesafe kat etmesine gerek olnayabilir ama benim istediğim bakış açısına sahip olabilmem için bu gerekli.
2006 04 09