Biliyorum.
Bugüne dek çektiğim sıkıntılar, depresif psikolojiler kendi eksikliğimden, kendi yanlışlarımdan kaynaklandı.
Biliyorum, bir yerlerde hatalar vardı ve bu hatalarda en büyük pay bana ait.
Belki giriştiğim bir sürü işten birisinde işler yoluna girebilir, daha rahat bir hayat sürmem mümkün olabilirdi. Bunların hiçbiri olmadı. Yaşımın yirmi yedilerde olduğu bu dönemde henüz elle tutulur bir işim, dolayısıyla eşim, dolayısıyla düzenim, dolayısıyla kendimi gerçekleştirebileceğim bir hayatım yok.
Belki bunu somutlayan en büyük gerçeklik ailemin yanına alnım ak olarak ve dimdik bir şekilde gidememek ve içimde onlara karşı hissettiğim mahcubiyetin ezikliği var.
Geçenlerde aklıma gelmişti “yaşanan depresyonlar kişisel salaklıklarımızdan başka bir şey değil” Bu cümle benim ağzımdan çıktı ve bununla birlikte depresif davranışın yalnızca acıya baharat dökmekten başka bir işe yaramadığını fark ettim.
Belki bazı şeyleri fark etmek böyle on yıl süren tecrübelerin ardından olabiliyor.
Asıl büyük hatan iman eksikliği ve gerçekten mütevekkil bir kul olamamak. Bunu da biliyordum, fakat…
Fakat nedense bir türlü bilmek ve algılamak istemiyor belki de istememe rağmen içimdeki gizli bir gücün engellemesi ile bunu başaramıyordum, başaramıyorum.
Yanlışlar… Yanlışları devam ettiren bakış açım. Yanlışlar paradigması. Olay imanlı bir şekilde dünyaya bakmak ve hayrın Allah’tan (cc), şerrin nefisten geldiğini bilmek.
Geçenlerde rasgele açtığım Lemalar kitabında karşıma çıkan yazı kadere karşı gelenin başını örse vuracağını ve yaralı eliyle vurmaya devam edenin elini daha fazla kana bulayacağı yazıyordu.
Bunları biliyorum, biliyordum.
Fakat… Fakat ne? Beni mahveden ne idi? Niçin buna son vermiyorum. Niçin “Allah ne güzel vekildir” diyebilecek kadar delikanlı olamıyorum.
Bunu yazacağım kısa ve fani dünyada ömrümün yarısı geçti ve bu geçen yıllarımı sorgulamam yanlışlar peşinde sürüklendiğimi gösteriyor.
Maddi yeterlilik mi? Bunu niçin sorun yapıyorsun ki? Bilmiyor musun zenginliği dilediğine verir. Hem zaten anlamadın mı bütün gayretlerin, bütün denediğin anahtarlar… Hiçbiri kısıtlı iradenle çırpınışlarınla karşılık bulmadı. Tüm çabaların daha fazla çaba sarf etmen gerektiğini fısıldamadı mı?
Evet. İşin yok ve önündeki dönemde de olacağı bilinmez. Fakat bunu dert etme, dimdik dur! Sabret! Biraz daha sabret sadece otuz üç yılın kaldı.
Romantik bir partner ihtiyacı?!!!
Olmadan da oluyor demek ki. Biraz acı verici, biraz doğal olanın dışı fakat bunun için de çaba sarf etmesen. Hep bir güzelin hayalini kuruyorsun fakat unutma ki bu on yılını perişan eden de hayalini kurduğun bir üniversiteyi kazanmış olmak olmadı mı?
Neyin hayırlı neyin hayırsız olduğu bilinmediğine göre bunun için de acele etme. Acele etmek kavuşmak anlamına gelmiyor.
İmtihan dünyası. Yapacak bir şey yok. Haline şükret. Aş! Bir kız uğruna yaşama hayalini aş! Kimin için yaşadığını ve asıl parametreyi unutma; rızay-ı ilahi. Unutma ki bunu elde etmek için zengin olmana, güzel bir eşinin olmasına, iyi bir okuldan mezun olmaya, gözünde büyüttüğün kendini gerçekleştirme yolundaki küçücük hayallere, makama, mevkie, alkışlanmaya, popüler olmaya, bunların hiç birine gerek yok.
Asıl amacını unutma!
(Ama hep unutuyorsun ve fani olan saçmalıklara kavuşma adına kendine yazık ediyorsun)
Rızay-ı ilahi.
Bunun için çok aksiyoner olmana, büyük işler yapmana, karizmatik etkinliklere ihtiyacın yok.
Unutma!!! Hatırla!!
Yapmış olduğun şeyleri “rızay-ı ilahi” için kullan.
Büyük düşün, daha büyük düşün. Yüz yıllık bir zaman dilimi için değil, daha fazlası için düşün ve bunun için harekete geç.
Bunu başka çaren kalmadığı için değil yapma, bunu asıl gayen olduğu için yap! Görüyorsun televizyonlardaki binlerce aptalı! Her yanı saran, hiç birinin yerinde olmak istemeyeceğin zavallıları!!
Ve lafı fazla uzatma!! Buna gerek yok.
Kendine gel ve ne hiçbir değeri olmayan şeyleri hayal et ne de küçük cihat peşinde koşarken büyük cihadını mahvetme!
Mahcubiyet!!!
Annem de babam da nasıl olsa akıllı insanlar. Derdimi onlara anlatınca nasıl olsa anlayış göstereceklerdir. Belki onların yanına kahraman gibi gitmek istiyordun fakat onlar seni… Çevrenin ne düşüneceğini? Bunu umursamaman gerektiğini hatırlatmaya zaten gerek yok.
“Veren el” olma hayallerin mi? Belki bunun olmasını çok isterdin fakat imtihan kendi seçtiğin biçimde değil, zorluk çekeceğin kısımlardan oluyor. İmtihan unsurunu beğenmemek değil, başa gelenin üzerinden gelmeyi düşün.
Pis günahkar!!!kafama bir daha format atayım. Muhtemel eş adaylarımı, muhtemel iş alternatiflerimi ve hayallerimi silip yerine yapılması gerekeni, optimum olanı yapayım.
Plan. Üç dört ay iki üç farklı kişiden alacağım borçlarla geçinip yazılım işine gireyim. Son anahtarımı da deneyeyim bu sırada mezun olurum herhalde.
2006 12 23