Bütün sorunlar bir şekilde dönüp dolanıp hep ders olayına kilitleniyor. Bir şekilde geçmem gereken dersler hapishaneden çıkmam için gereken kapıların kilidi oluveriyor. Şu an da öyle. Sekiz gün sonra çok önemli (neye göre, niçin önemli. Önemi kelebek etkisi yaptığı tüm diğer şeylerden kaynaklanıyor) bir sınavım ver ve bundan daha kötüsü oturup o lanet dersi çalışmak, onun için kafa yormak istemiyorum. Niçin kafa yormuyorum? Çünkü ne kadar çalışırsam çalışayım sınavda bir şeyleri hep ilk görme ihtimali endişesi. Falan filan.. sonuç ne olursa olsun bunun için uğraşmam gerekiyor…
????
Ayrıca???
!!!???
Saçlarımın dökülüyor olması kendini iyice belli etmeye başladı. Önceden kusurlu fizyolojik durumların kabüllenilmesi gerektiğini düşünürdüm fakat olay kendi başıma gelince bunun o kadar kolay olmadığını fark ettim. Mantıksal olarak saçlı olmak ile olmamak arasında sağlanan avantaj açısından bir fark yok. Piyasadaki bir sürü kel insan alnı bile saçla dolu insanlardan çok çok daha iyi yerlerde ve bu bir genelleme bile… o ya da bu umurumda değil. Dökülen saçlarım sorun değil, dökülen saçlarımın gerisindeki sıkıntılarım ve bu sıkıntılarımın bitmemiş olması. Ve yaşlandığım gerçeği. Saç dökülse de dökülmese de zaten yaşlanıyordum fakat bunu saçlar dökülünce anlama aptallığından kurtulamadım galiba.
Ne yaparsan yap!
Bir türlü kurtulamadığım bu fasit daire, bu çaresizlik, bu aptallık, bu dar zihinlilik, bu başkasına muhtaçlılık… Evet sorun son dediğime geldi. Bu başkasına muhtaçlılık. Keşke borçlanmadan yaşayabilseydim, keşke …, keşke ………
Aptal mıyım ben? Tüm sorun borçlanıp borçlanmamak ise işten niye çıktın? Ne farkeder ki iş de başkasına muhtaçlık değil miydi ki? Haz almadığın işleri yapma zorunluluğu.
……………..
Bugün okuduğum yazıda Hz. İbrahim’in Hz. İsmail’i kurban etmesi (Ha bu arada bugün Kurban Bayramı’nın ikinci günü. Kopya: iki gündür ev arkadaşımın uğramış olması ve zar zor uyanıp gittiğim bayram namazı dönüşü karşılaşmamak için uğraştığım fakat yine de karşılaştığım birisi hariç kimseyle yüz yüze görüşmedim bile..) Hz. İbrahim’in en sevdiği varlığı olan biricik oğlunu bile Allah uğruna feda etmiş olması olarak yorumlanmıştı. Yazıya göre önemli olan sahip olduklarını onları gerektiğinde Allah yoluna kurban edecek şekilde sahiplenmekti. Bunun benle ne alakası var? Yazıyı okuduğumda bayağı bir alaka falan kurmuştum fakat şimdi ne dediğimin ve anlatmak istediğimin tam olarak farkında değilim.
Üff neyse kafam karıştı.
Aklıma gelmişken. Bundan bir iki yazı önce çok daha mantıklı ve pozitif şeyler yazmıştım. Şimdi yazdığım bunalımlı şeylerin saçma olduğunun ve kendini kedere itmenin geri zekalılık olduğunu biliyorum. Fakat bunu yapmadan da duramıyorum. Belki alakasız olacak ama şimdi bir karşı cins partnerim olsaydı ve hiç borcum olmasaydı bunları yazmak istemeyecektim bile fakat içinde bulunduğum paradoksal psikoloji altında daha fazlasını yapamıyorum. İlla ki bir şeylerin benim dışımda gerçekleşmiş olması gerekiyor galiba. (Bu belki de cüz’i iradenin pes etmesidir. De bunu ben zaten biliyor-du-m)
Kabul et, kabul et, kabul et. Hayatını kabul et. Sen busun ve böyle yaşamaya devam edeceksin çünkü senin genlerin böyle ve tipin de bile bir mazlumiyet var. Kabul et ve dahafsglkasdfpi jhj k,dfgjo
Senin sorunun belki de çocukluğundan beri okuyup durduğun boyunu aşkın kitapların sana sunduğu “sıradan olmama” empozesidir.
Belki de bu salak dövünmelerime son verip sabretmeye devam etmem gerekiyordur. Belki de yanlış düşünmelerim de bir gün doğru olakflvaklfk. Bu saçma oldu.
Hayırlısı…………..Allah’tan
Saçmalaması ve insansı dövünme küçüklüğü de benden.,
2007 01 01