Ağlamak istemiyordum, ağlamamak için kendimi fazlasıyla zorluyordum ama artık daha fazla dayanamayacağım ve kendimi bıraktım. En azından bir şeyin farkındayım ki, şimdi ağlamam ağlamamdan daha tercih edilebilir. Her şeye rağmen ağlamam gerektiğini biliyordum, biliyorum. Kendime hakim olmalıyım, olmalıydım. Ağlamanın bir fayda sağlamadığını da biliyorum. Ağlamanın kendimi zayıf hissettirmekten başka bir anlamı olmadığını da biliyorum. Ama, ama dayanamıyorum. İki şıktan birini seçmem gerekiyor; intihar etmek ya da ağlamak çünkü şu an bunların haricinde hiç bir şey yapmak istemiyorum. Birincisi kesin günah olduğuna göre, ikincisi kalıyor geriye.
Ağlamam niçin? Ümitsizlik mi? Evet. Niçin ümitli olmuyorsun ki? Niçin Allah’a güvenmek, ona itimad etmek ve böylece üzerindeki tüm ağırlıktan kurtulmak istemiyorsun ki? İstemediğimi kim söyledi tabi ki istiyorum. Biliyorum her şey Allah’ın tasarrufunda, veren de O, nitekim alan da O. Peki niçin, niçin bu gözyaşları? Bu gözyaşlarım O’na güvenmediğimden, O’nu sorguladığımdan değil. Bu gözyaşlarım aslında O’na güvendiğimden ve her şeyin O’nun tasarrufunda olduğunu bilmemden. Zaten eğer öyle düşünmeseydim şimdi bir yerde cansız cesedim bulunmuş olurdu.
İmtihan.
Demek ki imtihanım buymuş. Ve yine biliyorum ki başa geleni kabüllenmekten, kadere boyun eğmekten başka çare yok. Bunu kabüllenmeliyim. Demek ki ben buyum, benim hayatım bu. Demek ki bazı duygulara sahip olup, bu duygularımın perişaniyet çekmesini yaşayacakmışım. Demek ki beyaz olup, siyahlık; zeki olup aptallık; güçlü olup zayıflık; gururlu olup zillet yaşayacakmışım. Demek ki çok çalışıp kaybetmek, ümitlerde bulunup hayal kırıklıkları yaşayacakmışım.
Demek ki, bir gün bu günleri yaşayacakmışım.
Demek ki dünya böyleymiş. Demek ki çalışmak kazanmak demek değilmiş, demek ki…
Dün internet kafede başvurulacak iş ilanları bakmıştım ve uygun olan iki yere CV gönderip kalan beş yerin de telefon numaralarını almıştım. Bu numaraları da listeleyip bugün gezmek üzere hazırlamıştım.
Listeyi alıp çıktım. Beş yerden birincisi benim istediğim gibi tasarımcı değil programcı arıyormuş. Yani bunun üzerine bir çarpı attım. İkincisini telefonu çıkmadı. Üçüncüsünün adersini aldım gittim. Yol param olmadığı için yürünmeye müsait yerleri yürüdüm, yağan yağmura, yüzüme vuran soğuk damlalara aldırmadım. Adresi sora sora sanayi iş yerleri olan yerde başvuracağım yeri gördüm ve, ve geri döndüm. Karmaşık sokakların arasından dolanıp içimden ağlaya ağlaya, gözyaşlarımı burnuma göndere göndere yürüdüm. Grafik tasarım işi yapmamalıydım. Adamlar sonuçta lise mezunu arıyorlar ve buradan baş vurduğum o kadar yerin beni niçin kabul etmediğini de anlamış oldum.
Peki ne yapmalıyım? Bu sorunun en doğru cevabını biliyor olsam zaten bu yazıları yazmazdım.
Öğrenci bileti kullanma hakkım da bittiği için metroda tam jeton aldım ve sonraki iş yerine, taa karşıya gitmeyerek (çünkü yol param da kalmadı sayılır) eve geri döndüm. Arkadaşım bana ne yaptığımı falan sordu sorusunu tam cevaplayamadan ve hemen orada ağlamak istemeyerek odama geçtim. Kapıyı ilk kez kitleyerek bu aptal yazıyı yazdım ve şimdi kanepeye uzanıp yatmaktan başka bir şey düşünemiyorum.
(Orson Vells – I Know What Is To Be Young)
2007 03 13