Önce Taksim’e, ardından Tophane tarafına, oradan Kabataş’a ve oradan da (evden Taksim’e olanı otobüsle diğerleri) yürüyerek eve geldim.
Arkadaşın tanıdığı aracılığıyla -belki olur ümidiyle- bir iş görüşmesi için Taksim’de buluşup Anadolu yakasına gidecektik. Taksim’de buluştuk fakat karşıya geçmekten vazgeçtik. Buluşacağımız kişi Bursa’ya, işyerindeki birinin vefatı dolayısıyla gitmiş.
“Neyse” dedik ve Kabataş’a deniz kenarına gittik. Çay içtik ve saatlerce oturduk.
Uffff!
İş miş olmadı ve sanki hiç olmayacakmış gibi. Amaaaan!!
Deniz kenarında iken yan masalardan birine bir güzel oturdu. Aman ne güzellik! Görür görmez içimde kıpırdanma oldu. Ve görür görmez sönmeye yüz tutmuş romantizm acım alev aldı. Aman ne acı!! Baktım, bakakaldım ve acıya hoş geldim. Bu acı mukaddes bir acı değil belki, bu acı belki hiç bir anlam ifade etmiyor, bu acı belki çok saçma… olabilir mi?? Acı içindeyim. Boşluk içindeyim. Hiç bir işim istediim gibi yani normal bir şekilde ilerlemiyor. İlkokul ikiden beri hep bir şeylerin acısı, hep kıskançlık çatlaması. Heo bunun motivasyonu “ve bir gün her şey düzelecek” ümidi ile çırpınıyorum fakat; fakat hiç bir işe yaramıyor. Her geçen gün bana “ulaşamamak” ve yavaş yavaş “kaybetmek” veriyor.
Maddi ve manevi kazanma isteğim bir şekilde ters etki yapıyor. İmanım her geçen zaman aksiyon ile artmak şeklinde değil de fiyasko ile sınanmak şeklinde deneniyor.
Olmuyor, bir türlü olmak bilmiyor,
Allahım!! Daha fazla dayanamayacağım!
Gittikçe uzayan bu tünel hayat tüneli galiba ve ancak ölerek sona erecek gibiymiş gibi. Tünel hep karanlık ve sonunun da uçurum olmasından korkuyorum.
Niçin!?? Niçin tüm çabalarım, gerteğinden fazla uğraşmama rağmen tersi ile sonuçlanıyor? Niçin???
O kız; çok hoşuma gitti ve fakat bu güzellik bana yalnızca onu hiç bir zaman elde edemeyecek olma acısı ya da ihtimalini verdi.
Allahım!! Dayanamıuyorum. Kimseden borç istemek istemişyorum, ve bliyorum ki bu borç isteme orta birden beri olduğu gibi devam edecek gibi duruyor. Allahım!! Dayanamıyorum, korkuyorum ve sarsılıyorum..
Nasıl olur da bu kadar girişimimin hiç biri bir işe yaramaz, nasıl olur da sahip olduklarım bana acıdan başka bir şey sunmaz, nasıl oluyor da bu soruları sormak zorunda kalıyorum.
Korkuyorum, hayatım hep böyle devam edecek diye ve çok geç öleceğim diye…
Kabataş’tan ayrıldım aklım o kızda, mantığım ise “bitmişlik” kısmında kaldı. Sonra eve döndüm, otobüsle değil tabi yürüyerek ve bir tuvalete elli kuruş vermemek için sabrede ede…
Ne desem boşken, daha ne diyeyim ki?
2007 06 08