Gireli on gün kadar olan işten de önümüzdeki ay başında -daha doğrusu çalıştığım kısmın parasını aldıktan sonra- ayrılmayı düşünüyorum. Bir gün dönüp baktığımda demem muhtemel “geri zekalı mısın, binbir ızdırapla geçirdiğin işsiz günlerin ardından girdiğin işten niçin ayrılıyorsun?” sorusunun cevabını sıcak sıcak vereyim:
Özgürlüğüm başkalarının elinde yani aslında bir çeşit esir konumundayım. İşe erken gelmem ve bir türlü işten çıkmak istemeyen patronların ardından çıkmam gerekiyor. Yani normaldeki mesai saatinin bir saat sonrasında bile biriyle buluşmam mümkün olamıyor. İkincisi; iki gram sanattan ve profesyonel gazetecilikten anlamayan insanların her işine cahilliklerini kanıtlarcasına burunlarını sokmaları ve benim saçma olduğunu bildiğim iğrenç uygulamaları yapmış olmak zorunda kalmam. Diğeri tüm bu saçmalık karşılığında ayın sonunu kolaylıkla çıkarabilecek kadar bile para kazanamamam. Diğeri namazlarımı huşu içinde kılabilme şansına sahip olamamam. Her gün dışarıya gezinti yapma bahanesiyle çıkıp alelacele namaz kılmaktan bir garip oldum. Diğeri, ben sanatsal manatsal haz verici zeka kullandırıcı işler çıkarmak isterken burada yalnızca alelacele yapılması gereken saçmalıklarla vakit öldürüyorum. Diğeri iş dışında bir hayatım yok. Diğeri iş dışında kendimi geliştirebileceğim aktivite yapacak vaktim yok. Ve saire, ve saire, ve saire…
İki hafta önce bu işin Allah tarafından bana bir lütuf olarak geldiğini düşünmüştüm bu yüzden sevinmiştim, şimdi ise yine Allah’a şükrediyorum ki, bazen işsiz kalmak bile iş sahibi olmaktan daha evla olabiliyormuş. Ve ayrıca işimi tamamen yine Allah’a havale ediyorum ve bu işten duyduğum acıların nedeninin günahlarımdan kaynaklandığını düşünüyorum.
Aradan kırk dakika falan geçtikten sonra, yatmadan biraz önce..
Bir şey yazmak için oturdum fakat asıl olarak ne yazmam gerektiğini tam olarak hatırlayamıyorum. Belki tam bir saat önce kapımızı çalop gecenenin o vakti geldiği için özür dileyip benden evde mezun olmak üzere olan birisi var mı diye sorup bunu işe yerleştirmelerde lazım olduğu için soran şakirt kardeşimize evde buna müsait bir tek benim olduğumu söyledim. Bunu mu söyleyecektim?
Belki de bu kadar dip hâlime rağmen dik durabilme yeteneğini kazanabilmiş olmamı mı, yoksa dilime dolanıveren “Hak şerleri hayr eyler, zannetme ki gayr eyler, Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler” ifadesini mi yazacaktım. Bunun bir önemi kalmadı artık.
Yeni bir şey şimdi aklıma gelen bir şey yazayım; özgüven denen şeyim geri geldi ve dimdik bir şekilde kendisine köle olmam gerektiğini ifade etmeye çalışan lafa gelince emekci, realiteye gelince sömürücü materyalist patroncuklarımın boynuma dolamaya çalıştıkları zincirleri atacağım ve tevekkül edip, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıp, şu koca on beş milyonluk İstanbul denen şehirde mantıklı bir iş bulacağım, buldurulacağım. İnşallah.
Bu arada demek için yazı başına geçtiği şey de aklıma geldi. Bugün C# kursundan aradılar ve daha önce ön kayıt yaptığım kursa katılıp katılmayacağımı sordular, ben de Çarşamba gününe kadar son kararımı söyleyeceğimi söyledim. Yani? Bu kursa katılmak istiyorum ve param yok ve hali hazırda bir çıkış noktam yok.
Ne yapacağım?
Bu sorunun cevabını bulmak için yarın akşama kadar kendime süre veriyorum. Düşüneceğim, taşınacağım ve bakalım son kez bir girişimde daha bulunacak mıyım? Bunu ben de merak etmiyor değilim.
Hayırlısı.
2007 03 27