İki gün önce, uzun bir aradan sonra gördüğüm kabusvari durumun ardından, sahte de olsa süren mutlu ve umursamaz tavrım yerini gerginliğe ve endişeye bıraktı. Gün boyu yapacak hiç bir şeyim olmadan beklediğim günün akşamına doğru uyuduğumda birden bire hareketsiz kalıvermiştim. Hiç bir yerimi kıpırdayamadığım gibi bir de tüm beynimi ya da kafatasımı sarmalayan acayip bir uyuşmuşluk olmuştu. Her neyse. Bu, bir şeylerin ters gittiğinin ve de pozitif olmaya çalışarak yakaladığım sürecin darbe alması anlamına geliyordu. Ve gerçekten de darbe aldım ve o iğrenç haletten beri psikolojim bırakınca gidiverdiği ortama kavuştu.
Üstesinden gelmem ve bunu umursamamam gerekiyor. Adeta bir savaş veriyorum. Bir şeyleri sorun yapmamaya, bir şeyleri sorun yaparak sağlığıma zarar gelmemesine çabalıyorum.
Bu iğrenç psikolojik ortamda aklıma gelenler ise; sekiz yaşımdan beri yani yirmi yıldır süren ekonomik bağımsız olma savaşımda bunca yılın ardından yine aynı noktada olduğum ve bu lanet borçlardan bir türlü kurtulamadığım daha da kötüsü şu an itibari ile hiç bir şekilde önümü aydın hissedeceğim bir net ışık yok. İstemekle ve çabalamakla olmuyor. Artık yeni işlere başvurmak da istemiyorum çünkü öğrenilmiş kehanet pozisyonundayım. Defalarca reddedildiğim bir şey için bir kez daha ümitlenmek istemiyorum. Bile bile bilinmeze yürümekten bıktım artık.
Acı olan ne yapmam gerektiğini bilemiyor olmam.
Sahi! Ne yapmam gerekiyor?
Panik atak yaptırtan öğretmenlik mesleğini yapamayacağıma göre ne yapmalıyım?
Bu sorunun cevabını hâlâ bilemiyorum. Tasarımcılığa, yazılımcılığa, senaristliğe hazırım fakat hepsi bu! Bunlara hazırım fakat hiç bir kapı açılmak istemiyor, açılmış olan bir kapı da dehlize açılmıştı.
Bunu da daha fazla irdelemeye gerek yok nasıl olsa.
Bir türlü evlenemiyorum, günah zaten işleyemem….
En acılarından ve beni tetikleyenlerden biri de bu akşam yaşanmıştı. Kardeşim beni aradı ve ona daha önce gönderdiğim okuduğu Kur’an’ı Kerim sayfa sayısı kadar bir lira olayını hatırlattı. Kardeşim tam otuz sayfa Kur’an okumuştu ve benim şimdi ona otuz lira göndermem gerekiyor(du) fakat kardeşimin tüm ümitli beklentisine rağmen (ağlamaklıyım fakat ağlamak istemiyorum. Ağlamam lazım içimde kalmamalı…) ona param ve işim olmadığını söyledim. Ve telefonu kapattığımda ……..
Yine de ona bir yirmi lira ve yüz kontör göndereceğim… Yani zaten batmışım ve yirmi lira bana merhem olmayacağına göre kardeşim için büyük anlam ifade ediyordur. Evet, evet göndereyim gitsin. Nasıl olsa borç bulaadfkjifjr kjth
Sdghkgjklifgjkfigljkighkadi,dfohkıadofhkadpohf
Asdfkhjdifljdfhidfhlkadifhladkfhad,iflhka,dfhadlkf,hadfhk,df
Bir şekilde stres atmam lazım. Ağlamak istemiyorum. Ağlamam lazım. Ağladıkça ve kederlendikçe daha hızlı yaşlanıyorum. Yaşımdan açık ara yaşlı görünmek de istemiyorum.
Amaaaannnnn!!!!!
Hiç ümidim olmayan bu zamanlarda yine de ümitlenmek ve en azından ………………
Üfffffffff! İmtihan, imtihan… Kaybetmemeliyim. Benim imtihanımda bu demek ki. En azından daha zor bir imtihan değil.
Sabretmeliyim, sabretmeliyim, sabretmeliyim. Geleceği düşünmemeliyim. Nasıl olsa geleceği düşünmenin bir anlamı olmuyor zaten olsaydı hiç düşünemediğim bu günleri yıllar önce düşünürdüm.
Aklıma geliyor da belki de sorun şudur. Lisede Çeşme’de inşaatta çalışırken kaldığım barakada akşamları “Bilim ve Teknik” dergisi ve “İlim ve Bilim” kitabı gibi şeyler okuyordum. Amele elbiselerimle Bornova’da çalıştığım pramit biçimli binanın oradaki bakkaldan da “Bilim ve Teknik” dergisi ve süt satın alıyordum. Tamam süt normal de diğeri anormaldi, anormaldi. Bu iki şeyi birarada tutmanın paradoksu ve Kitaro dinleyen bir orta okullu olmanın cezası, acısı, işkencesi, mükafatı demek ki bu tür ızdıraplar yaşamakmış. Orta okul boyunca okuduğum tüm o kitaplar sadece boyumu aşkın hayaller ve ülke adına fedaice bir şeyler yapma isteklerimi fitilledi.
Sorunun kaynağı beynimdeki kitap okuma ile ilgili kısmın gelişmişliği idi.
Yoksa üstesinden gelebilir miyim? Klasik müzik dinleyen ve Pırlanta Serisi ve Risale okuma işini orta okul sıralarında yapmış olmanın verdiği alt yapı ve bir türlü karşılanamayan bu alt yapım… falan filan…
Üstesinden gelmeliyim. Herkes kendi imtihanını kazanabilir (dir herhalde).
Hayır, hayır. Rasyonel olmalıyım. Kabüllenmeliyim. Tamam, uğraştın, yırtındın, çabaladın fakat bunlar olmak anlamına gelmiyormuş. Şu lanet okulu bitirmiş olman ve askerliği bitirmiş olman bile sana bir iş garantisi getirmeyecek. Bunu kabul et ve boş ver gitsin.
Kabüllen! Para sorunu senin alın yazın ve meşru hazlarını bile yaşayamamak ve bunun paradoksal acıları ile kıvranmak senin gerçeğin.
Bir kaç gün önce senaryo yazmaya karar vermiş ve bunun için beyin fırtınalarına da başlamıştım; bunu boş vereyim. C# öğrenmeye başlamıştım; bunu da boş vereyim.
Boş ver, rahatla…
Hiç bir şey yapma. Olacağına bırak gitsin.
Unut gitsin. Yaşamını, hayat şartlarını kabüllen ve boş ver. Evlenmesen de olur belki. Üfff! Para kazanmadan nasıl olacak ki. Bir asalak olarak yaşamak.
Allah’ım!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
(koptum işte. Ağlıyorum. İnşallah bu ağlamam aptal depresif ruh haletinden değil, yalnızca bir şey yapamamanın verdiği çaresizlik karşısında yapabilecek başka bir şeyimin olmamasındandır. Ağlamak motivasyon sağlar mı? Sağlar da ne için motive olacağım ki? Zaten motive olduğum şeyler için elimden gelen her şeyi yapmadım mı ki?)
Yirmi yıl!! Yirmi yıldır bilerek ya da bilmeyerek, farkına vararak ya da varmayarak hep bir gün güçlü bir mü’min olma hayalleri ile yaşadım. Girdiğim tüm sınavlarda yaşadığım her zorluklarda tek motivasyonum, bir gün, yıllar sonra bir gün, eninde sonunda mutlaka bir gün, işlerin yoluna gireceği ümidimdi. Ve, fakat şimdi hedeflediğim yılların ardından geçen yılların ardından tüm motivasyonumun karşılığı bir gün bu bilgisayarın başına geçip ağlayarak hayal ettiğim günlere varma ümidimi yitirdiğimi yazmakla geçiriyorum. Yirmi yılın ardından burnu tıkanmış ve nasıl olduğunu bilmediği şekilde kulakları da tıkanmış şu hâle düştüm. Burnumu silince kulaklarım da bir nefes aldı. Yirmi yılın ardından bunu öğrenmek içinmiş meğersem.
Ne yapacağım?
Bu soruya cevap vermemek ne kadar kötü. Ne yapacağım?
Bunu ve bu soruyu sorduktan sonra ne yapacağımı hiç düşünmemiş, hiç düşünememiştim.
Yirmi yılın ardından bir bilgisayar başına geçip hiç bir şey yapamayacak olmanın acısı ile kıvranmak…
Ne kadar acı. Ağlamak da göz yaşı dükmekten başka bir anlam ifade etmiyor. Ağlayıp zırlamak … tabi ya ne anlamı var ki. Bu bekar evinde, bu iğrenç dört duvar arasında ağlayıp da boşa ağlamak. Boş yere yaşamak. Bir asalak, bir aciz, bir hiç olarak yaşamak. Ve bu cümleler, bu yazılar hepsi ne anlam ifade ediyor? Ne kadar anlam ifade edebilirler ki? Anlam ifade etmelerinin bir ……… ne zırvalıyorum ya!
Burnumdaki göz yaşlarımı sildiğim mendilde fal baktım. Dört parçanın birincisinde bir kalp ve kafa kafaya vermiş iki kişi vardı. İkincisinde o şekli aynısının aynadan yansıması. Üçüncüden hiç bir şey çıkaramadım. Dördüncü de iki göz yaşı çemberi var, birisi hafif yırtılmış. Hımmm! Çok anlamlıydılar. Yorumlar; birinci de görmek istediğimi gördüm, dolayısıyla ikincide de, üçüncüden zaten bir şey anlamadım, dördüncüden de aslında bir şey anlamadım. Üffff!
“artık ne mavilik, ne pembe bahar, ne mehtap, ne sahil, ne sandal hep kar. Söyleyin benimle uçan ey kuşlar o yazlık dünyadan bu kış nereye?” [Eşref Ziya Terzi - Nereye] çalıyor.
……….
Lay lay loom!!!
Pozitif olmalıyım. Bunlar kısa süreli “aptallaşma” seanslarından biri olmalı. Rahat ol. Sakinleş. Her şey düzelecek.
Hah hah hah ha haa ha ha hha!!!!
Aptal Pollyanna!
Aptal hayallerden daha aptalı, aptal hayallerine kavuşamadığında şok olacak kadar onlara inanmak.
Mü’min imanlı olur ama? Ee bunda bir çelişki mi var ki! Her şeyin imtihan parametresi olduğu bu fani dünyada kolay imtihan beklentisine ümit denmez, kendini kandırma denir. Oradaki ümit öbür dünyadan ümitli olmak ki, ümitlenmek yetseydi keşke. Bunu niye karıştırıyorum ya! Belki acılara rağmen günahlara girmemeye çalışmak ve farzları yerine getirmek ümitlenen bir mü’min olmak yolunda işe yarıyordur ki bu kesin yani..
Aptal herif! Diyon bu lanet dünya da şad olup da gülemeyeceğim bari ümit hakkımı öbür dünya için kullanayım. Eee! Bundan daha doğal ne var ki!
2007 03 04