Ömer Karaoğlu’ndan Şehit Türküsü çalıyor. Parçada “ümitsiz olmaz” diyor. Haklı da, ümitsiz olmaz, bir şeye kavuşmak için önce ümit etmek gerekir fakat tüm ümitleri boşa çıkan biri bir kez daha nasıl ümit etsin ki? Gerçi Madonna’yı anlatan belgeselde “Son yoktur, her zaman başlangıç vardır” mealinde ana konu vardı. Ama aynı belgeselin bir yerinde “Hayatım rastantılar silsilesi ile sürdü” ifadesi de vardı. Parçaları birleştirince “ümitli ol, asla pes etme fakat bir şeylerin kontrol dışı yoluna gireceğini de unutma”sonucu çıkıyor.
Ehh! Ne yapalım?
Kendisi için uğraşmanın saçma olduğunu bildiğim, ne şan ne şöhret ne de parası umursamadığım, kadın denen dünyanın en çekici nesnelerin bile uzağında kaldığım ve bunu kabüllendiğim, ne egomun şişirilmesi ve bunun için ödül almayı veya pofpoflanmayı bile ummadığım ve ne de başka bir şeysini taktığımın dünyasında hayal(ler) de kurmaktan vazgeçtim, bir “aptalca kutsadığım” hedefim de yok, kendimi ispatlama, başkaları tarafından takdir edilerek varlığımdan basitçe gurur duymam da yok… hiç birisi hiç birisi yok ve hiç biri saf hazzın olamayacağı bu dünyada beni zaten tatmin de edemez.
Tek bir isteğim var; onurumla yaşamak. Bunsuz yapamıyorum ve şartlar her defasında gururumu incitiyor ve incimeyi sürdürecek gibi duruyor. Bu konuyu kelimelere dökmemiştim fakat tüm bu yazdıklarım bunun aklıma gelmesi içindi belki de, ve bunu dillendirmem sonrası akıveren gözyaşlarım sorunun derin olduğunu gösteriyor.
Sonuç; sonuç yok……………………………………………………………………………………………………..
Aslında okulumun bitmediğini ve bu yüzden ileriye dönük planlamalarda bunun göz önüne alınması gerektiğini aileme söyleyip söylememe konusunda ağlaşıp sızlaşacaktım ama… unuttum. Sahi bunu aileme söylemem mi gerekiyor, yoksa söylemem mi?
Cevap; ….
2007 01 02