İzmir’den bu sabah geldim. Yani ailemin yanından. Bu memleket izlenileri ile ilgili temelinde maddi güçsüzlük olmak üzere bir sürü şey yazabilirim fakat… fakat hiç bir şey yazmayacağım. Çünkü çok şey yazmam ile hiç bir şey yazmamam aynı şey nasıl olsa. En azından içime keder salmamak için bunu boş vereyim.
Şimdi ikinci bölüm.
Yani İstanbul’a geldim. Yani şimdi ne halt edeceğim? Bir iş (daha doğrusu mantıklı bir iş) bulabilecek miyim? Okul ne olacak? Sonu gelmez bunalımlarım devam edecek mi? …? ..? .?
Ve şimdi de realite: birazdan telefon açacağım. Evleneceğim ya da evlenme ihtimalim olan biri için değil. İş için değil. Mutlu bir şey için değil. Babamın sevinmesi için değil. Değil, değil, değil… biraz sonra telefon açacağım. Günlerdir, haftalardır, aylardır, yıllardır sıkıntısını içimde taşıdığım, bunalımdan bunalıma sürüklendiğim bir mesele, bir sebep, bir fail için. Telefon açacağım ve konuşacağım burnum asfalta sürtüne sürtüne, omuzumda bir dolu iğrenç pislik dolmuş gibi, çöpe atılmış bir kağıt gibi büzüle büzüle, bir uçurumdan aşağıya düşer gibi, adeta işkence görüyormuş gibi, travmatik bir olayın göbeğinde savrulur gibi, üzerime sürülmüş balı yemek üzere saldıran karınca sürüsünün derimden minik parcacıkları kopararak yavaşça fakat acımasızca öldürmesi gibi, …
Biraz sonra telefon açacağım ve …
Borç isteyeceğim, harç parasını yatırabilmek için. Tıpkı yarında ev kirasını ödemek için alacağım borç gibi….
Allah’ım bunun imtihan olduğunu ve bundan daha kötü trilyonlarca imtihan çeşidi olduğunu biliyorum, düşünebiliyorum.
Elden ne gelir ki?!
Şükürler olsun…
Geril ve olayların sarsan paletleri altında ağlama, öncekiler gibi yapma. Bunun bir gün (en azından öldüğünde) geçeceğini düşün ve sabret.
Sabret, sabret, sabret.
Bir kaç saat sonra..
Arkadaşı aradım. Yarın borç alacağım. Telefonda 300-400 YTL gibi bir şey demiştim. Tabi ki 400 ytl borç alacağım.
Bir de geçenlerde bir kırtasiyenin hediye ettiği 2007 takviminin 31 Ocak 07 tarihli sayfasındaki yazı dikkatimi çekti.
“Eğer Cenâb-ı Hakka’a lâyıkıyla tevekkül edebilseydiniz, sizi, sabah yuvasından aç ayrılıp, akşam tok olarak dönen kuşların beslendiği gibi rızıklandırırdı. Tirmizi“
- Yorum?
- Hayırlısı.
2007 01 31