Son iki dersimin finallerinden biri ayın on yedisinde, biri ise bu hafta hocanın müsait olacağı bir zamanda. Gerilim tabi ki had safhada ve kafam yine allak bullak.
İki final yetmiyormuş gibi geçen hafta boyunca iki adet de olma ihtimalini yüksek gördüğüm ve fakat fiyasko yaşayarak hissettiğim redler yaşadım.
Her ne kadar umursamasam ve umursamak istemesem de bu iki red moralimi bozmaya yetti de arttı bile. Önce FA, telefonda bana babasının görüşmemize izin vermeyeceğini öne sürerek, sonra da Arnavut’un babası hiçbir sebep öne sürmeden kızını vermeyeceğini belirterek kapıları kapattılar. Arnavut neyse; onlar zengin, onlar farklı dünya insanı, onlar sosyal doku uyuşmazlığının bariz olduğu kişiler, fakat ya FA?
FA, kafam allak bullak oldu. Hiç beklemiyordum. Olmaması için hiçbir neden de bulamıyordum (bir tek yaş farkı; kapanır -ki önemli olan sevgi değil mi ki, filmlerde sorun olmuyordu ama-). Hani ben dindar, içki-sigara-karı-kız ile işi olmayan, okumuş mühendis olmuş, edepli adaplı, hiçbir kötü yanı bulunmayan, kazada hiçbir namazı kalmamış, güvenilir, sorumluluk duygusu sahibi ve saire ve saire idim. Hani boyum uzundu, fiziğim ortalamanın bariz olarak üzerindeydi… Belki de fazla abartıyorum, belki de biri daha doğruyu yanlışı anlayamayacak, kendi annesine bile “geri zekâlı”, “salak” gibi hitapları yapabilen, piyasaya ayak uydurmaya çalışan sıradan biri, diğeri ise beni hiç görmedi bile… Ama yine de teskin olmakta zorluk çekiyorum.
Duygusal partner ihtiyacım, sevmek-sevilmek ihtiyacım…
İşin içinden çıkmakta zorluk çekiyorum, tıpkı FA’da ısrar edip etmekte bir türlü karar veremiyor olmam gibi.
Ha unutmadan! Tek bir eksiğim vardı, evet yeterli maddi güce sahip olamamak, inşaatlarda çalışan akrabalarım gibi araba sahibi olamamak. Bu muydu sebep? Buysa, bu ne ki? Bu değilse, bu ne biçim bir dünya?
Ufffff!
Sakinleş, boş ver, umursama…
Otuz yıl daha sabret. Sonra nasıl olsa ölüp gideceğiz. Ne de olsa evlenmek farz değil.
…ve dayanamayıp ilave edeceğim şey.
İnşaatlara giderken bile kitaplar okudum, çalışmak için yatılı olarak gittiğimiz zamanlarda bile “Bilim Ve Teknik” dergisi ve de kitapları eksik etmedim. Hep ümitle geleceğini umduğum ve bunun için daima sabrettiğim, sonra da içinde bulunduğum o zamana göre on-on beş yıl sonrası için gayret gösterdim, en yüksek puanları almak için elimden geleni yaptım.
Ve şimdi ‘okumuş’ bir insan oldum fakat gel gör ki ilkokul bile okumayan bir sürü insana sahip çevremi oluşturan topluluk içerisinde onlar kadar elim güçlü değil. Bir gün bir sürü hesap kitap etmeden istediğim kitapları satın alabileceğim günler hayal etmiştim, balkonundan güneş görebileceğim bir ev ve hanımımla el ele verip binebileceğim bir otomobil… Ama tüm bunların hiçbiri olmadı ve olacak gibi de değil.
Ben şimdi evlenebilecek yeterlilikte para bile kazanamayan inşaattaki ameleler kadar bile kazanamayan bir birisiyim ve en çok bana bu koyuyor.
“Gelme artık neye yarar” NFK
2008 05 01
[Tarih kağıda yanlış atılmış.]
