Tek sınavımın finaline yaklaşık bir ay kaldı. İnşallah bu son sınavın hakkını verebilirim de, hayırlısı ile bu okula, bu yazmalara, bu yaşam biçimine son verebilirim.
Canım sıkkın. Çok önem verebileceğim bir şey yok fakat yaşlanıyor olmak ve annemin babamın mürüvvetimi görebilmeleri ile oluşmasını umduğum mutluluk tablosu oluşturma sorumluluğunu üzerimde hissediyorum.
Aslında onların üzerimde hakları olduğunun baskısını içimde hissetmesem çok da canımı çıkmayacağım, belki de şimdiye kadar olduğu gibi yaşamımı sürdürebileceğim fakat… Bilemiyorum ki belki bu düşüncem de aptalcadır ve hatalıdır.
Tıpkı hiç gerçekleşmeyecek bir duaya âmin deme girişiminde bulunup saçmaladığım Fa olayında olduğu gibi. Nasıl yaptım böyle bir salaklığı? Gerçi bir salaklık yapmak zorundaydım ve böylesi bir salaklık oluşuverdi.
Kafamda hep dominant bir alternatif olarak yer etmesi muhtemel FA ukdesinden böylece kurtulmuş oldum, F olayındaki gibi. Burularak, reddedilerek… Ama hiç birisinin umurumda olmaması ile de rahatladığımı hissediyorum.
Evet, bazı aptallıklar yapılmalı idi ve yapıldı da.
En doğru olan ne de olsa bazen yanlış yapmaktır.
Her neyse…
Peki ya bundan sonrası?
Bundan sonrası hakkında düşüncem ve de bir planım da yok. Planların işe yaramadıkları bir yana, ne bileyim ne…
Evet, evet… İyi ki daha da aptallaşmak zorunda kalmadım. Belki bu, mağlubiyete kılıf uydurmak ama on puan almayı engelleyen iki puanlık kaybettiriciliğin kazandırdığı sekiz puanı düşünme mantıklılığı yapmayıp neden on beş puan kaybedeyim ki?
Geriye tek ve kesin bir şık ve daha hüküm süren ışık kaldı.
Hayırlısını dilemek ve beklemek…
Bakalım sırada ne var, bakalım ve bekleyelim.
Şükürler olsun ki bekleyebilecek takate sahibim ve şükürler olsun ki iradem ile pişmanlık çatışmaları yaptığım bir alternatifin içine düşmedim. İnşallah düşmem de.
2008 04 15
