Okulda en konuşmayan, en asosyal ve en içine kapanık kişi olduğumdan aksiyon yapamıyor veya yapmıyorum. Bu da çok önemli aslında ama.. Kişilik problemlerim var herhalde. Topluma uyum sağlayamıyorum. Herkes bir topluluk oluştururken ben yalnızları oynuyorum. Kâh terlediğimi, kâh dişlerimin koktuğunu, kâh elbiselerimin kötü olduğunu veya traşımın kötü olduğunu, kalemimin berbat olduğunu veya problemlerimi çözemediğimi bahane ederekten sosyal olamıyorum. Bir de şu var ki ben gidip katılamıyorum, ya da şöyle ki ilk girişi hep öbür taraftan bekliyorum. Bunu yıkmam lazım. Diğer bir kronik sorun; ne zaman bir gezi, bir program olsa gene kabuğuma çekiliyorum. Bu da herhalde ortam farklılıklarından kaynaklanıyor olsa gerek; çünkü ortam farklı ise bile kafası aynı, kafası farklıysa bile ortamı aynı olup insanlar birleşebiliyor ama..
Bende durum farklı; kafa farklı, ortam farklı ve şartlar farklı. Kafayı değiştiremem, ortam olmuş bana ne, şartlarda..
Allah’ımın meşiet-i ilahisine bağlı. Bundan sonra ne olur? Acaba rüzgârda savrulan bir yaprak misali kendimi salsam mı? Yoksa dalgalara dirensem mi? Birincisi problem değil de ikincisi. Dalgalara nasıl direneceğim? Neyse…
Yaz okulu her şeyi örtbas ediyor. Ve gene bu sınıfta; ibadet, Kur’an ve tesbihat durumu. Artık ibadetlere sıkı sıkıya sarılmalıyım çünkü öldükten sonraki hissedilen “keşke, keşkee”‘yi çok iyi hissedebiliyorum. O anki nedameti duymamak için kesinlikle ne yapmam gerekiyorsa yapmam gerekir. Yine bu kategoride her zaman düşündüğüm gibi ‘acı çekmeden zafer olmaz’ çile çekmeye alışmalıyım. Kur’an’ı fırsat buldukça okumak, tecvidi de yaz okulu biter bitmez öğrenmeliyim. Tesbihatı her namazdan sonra mutlaka yapmalıyım.
Ve maddi durum; şu anda bir milyon liradan daha az bir paraya sahibim ki, bu para bir çok kişiye bankamatikten yalnız başına çekilmeye bile değmeyen bir meblağ. Herhalde her zaman kısmak zorundayım. Bir fotoğraf makinesi alamadım on milyona, yirmi milyonluk makine hadi neyse de ev içi pantolonumu dikmek için iğne iplik yani para lazım. Tesbihat, kitap, spor ayakkabı, çorap ve neler neler. Hep ihtiyaç ama şimdilik erteleme durumundayım.
Bugün Henry Ford’un ticari kişiliğini falan okudum. Bir çok kişi daha okumuştum. Vehbi Koç önce fakirlik çekip sonra milyarder olmuşlar. Ben de şimdi gayr-i ihtiyari kendimi onlar gibi görüp, kendi çapımda ümitleniyorum. Bütün bu düşüncelerin saçma sapan hiç bir işe yaramaz şeyler olduğunu bildiğim halde. Ama şu da bir gerçek ki, bilgisayar gibi bazı şeyler de ihtiyaç. Yani bir şeyleri almalı. Neyse! Ekonomiyi salla.
“Allah’ım sana çok şükürler olsun. Sen çok büyüksün”..
Aslında çok yazmam lazım ama bu günlerde mi, son yıllarda mı ne? Bilmiyorum ama bir yorgunluk ve yazmama isteği üzerine hâkim. Ne de olsa kendimden başkasıyla pek konuşmuyorum.
