Hüznü yine şiddetlice hissettiğim şu yarı karamsar ruh haleti içinde, düşünemez bir şekilde rüzgârın altındaki yaprak misali kendimi kederin kolları arasına terk ettim. Ne kadar kötü! Yaz okulu bitmesine iki hafta ve sınava üç hafta kalayı bir yaz okulu öğrencisi olarak idrak etmek.
Ama heyhat! Ne yapabilirim ki?
Kaybetmek veya zafer zevkini hissedememek şimdiye kadar ki durumum. Hep işlere muzaffer bir komutan edasıyla başlar, bilinçsiz bir asker gibi devam eder, son kısımlarda da ölmemek için çaba sarf ederim. En sonunda da kazandıysam eğer kıl payı kazanırım. Genelde masa tenisinde on dokuza on bir önde iken mağlup olan sporcu gibi olurum.
Tam bir karmaşa, tam bir hissizlik, tam bir yokluk ve hiçlik. Felç gibi bir şey. Niye, nasıl, ne zamana dek? Ruhum yaklaşamıyor bana, iradem nefsimin kölesi olmuş. Beynim düşünemiyor, vücudum leşten farksız.
Ne bu? Ne bu?
Tam bir acayip garaip durum.
Yoksa cidden düşündüğüm kafatasımdaki hayali(!) ur çıkartılınca mı kendime geleceğim. Derdim ne? Onu da anlayamıyorum. Gözlerim uyku sersemi, bünyem yatalak, beynim etten farksız, ruhum kayıp, nefsim galip, vicdanım duygusuz. Ama yine de bir şeyler yapmam gerektiğinin farkındayım. Masa lambası almalıyım. Çalışmalıyım, bazen gece yarılarına kadar sürmesi pahasına. Ama bunu yapabilir miyim? Hayır, hayır, hayır. Bir bilgisayarım olsa keşke… ama hayır, nasıl olsun ki?!
1998 08 01