Onu ilk kez okullarının kapısındayken görmüştüm. Daha doğrusu o görmüştü beni. Ve ilk görüşte sevmiştim onu.
Ah arar iken gökte onu; bulmuştu beni o, yerde. Hem de sımsıcak ilk sözler ve teselli.
Ama ayrılınca anlaşılırdı en küçük şeyin değeri dahi; bir iğnenin ya da bir kibritin falan. Onun gibi hayatımın gayesini kaybetmek nasıl olurdu. Rüyamda bile görmüştüm.
Ah ne kötü durumdu. “Söyleyin bir daha görmesin beni” diyordu birilerine. Daha sabah kalkar kalkmaz anlamıştım bir şeyler yolunda gitmeyecekti. Sabah da zaten çok geç kalkmıştım. Yine de “hep rüyaların tersi çıkar” sözüne inanmak istedim. Keşke bu söz gerçek olsa.
..ve gelip çatan randevu vakti.
Halbuki dünden başlamıştı, çünkü kalbini kırmıştım. Evet suçluyum. Çok sert davrandım. Ah Yarabbi ben ne yaptım?
On dakika kaldı. Ha gelecek, ha geldi.
Aah, gelmedi hâlâ..
..ve tam saati.
Nerede kaldın, ey canım?
Ve geçen dakikalar; on dakika, yirmi dakika..
Anladım. Evet artık o gelmeyecekti. Bekleyişler boşuna.. Tam o sırada karşıdan bir telefon. Karşıdan sitem ve ne olduğu belirsiz bir duygu.
Hayır, o yok artık, unut onu! Ama unutamıyorum. Nasıl unuturum ki? O tekti benim için ve sevmiştim onu yürekten. Keşke tekrar duysam sesini ve çıkıp gelse aniden. Haykırsam “Hoşgeldin!”.
Ağlasam gece vakti içten hıçkırıklarla, gelir mi acaba? Yalvarsam mı ki?
Umudum O’dur ve ancak O’ndan beklerim. Ne olur Ya Rab. Tekrar göster onu bana. Ve duysun söylemek istediklerimi içten.
Ah nerde? Bu gerçekleşsin ki. Şaşkına döndüm. O kadar ki bu kelimeler diğer defterime yazılacaktı ama afalladım bir kere.
Ne olur yine!
(Büyük Öğrenciden, Küçük Öğrenciye hizmet adına)
1999 01 30