Ah bahar ne güzelsin. Kara kıştan bıkmış “Neredesin ey nehar” diyenlere müjde vermiş bahar, niçin böylesin?
Ne kadar da güzel! Çiçekler boy atıyor. Rüzgar karbonmonoksit oranı yüksek gökyüzüne inat ne kadar da güzel esiyor. Sen gelince müzikler daha bir anlamlı, uyumak daha bir değişik, umutlar daha bir coşkun oluyor.
Ama ey bahar! Çok karamsar olmamdan gerek, ya da mazoşistlik mi desem bilmiyorum ama hep sana bir zaman dilimi gözüyle bakmak istiyor ve gelsen bile gideceğin korkusu neşeme set çekiyor.
Yoksa kış mı daha güzel oluyor? İşte bu yüzden kış da senin vesilenle değişik de olsa garip bir güzelliğe bürünüyor. Çünkü o en etkin olduğu zamanda da olsa etkisini yitirmeye başlıyor, sen ise hiç akılda olmasan da kendini belli etmeye başlıyorsun. Ve bu gidiş buzların yavaş yavaş erimesi sonucu ortalığı iyice senin sarmana gebe. En güzel yanlarından biri de bu değil mi zaten.
Ah bahar yoksa sen Leyla gibi bir şey misin, yani geçici misin? Evet, evet başka ne söylenebilir ki, her ne kadar güzel olsan da, hülyanın bile kışı güzelleştirmesine rağmen, sanki sen de bir fanilik, bir mecazilik var. Yanılmıyorum herhalde.
Leyla da hedef değil vesile idi. Sen ise bir değişiklik, bir şekerleme olmalısın. Sen en karanlık gecelerde bir rüyasın ama ne farkeder ki. Bahar içte olsa gerek. Ne bileyim kıştayken bile ruhundaki baharı yaşamak ve takılmamak boranlara, anaforlara. Seni yürekte taşımak, bir tohum misali, asıl bahara tohum olasın diye.
