Milenyuma on iki gün kaldı. İyi de bundan bana ne. Çok iyi hatırlıyorum ki 1992′de artık hatırlamıyorum kaça gittiğimi filan ama diyordum ki kendi kendime “Vay be! Milenyuma sekiz yıl kaldı” ama şu hâle bak ki sekiz gün kalmasına üç gün kaldı, şu mübarek Ramazan’ı idrak ederkene. Şimdi bunu boş verelim de esas meselemize gelelim…
Evet, evet. Bilmiyorum yaşamak ne? İnsan olmak ne? Niye sıkıntı çekiyoruz? Sıkıntı ne? Niçin yaşıyorum? Hiç strese girmeyi gerektirecek bir durum yokken. Çünkü biliyoruz ki her yara bir gün kendinden de olsa kapanacaktır ya da hastalık iyileşecektir. O zaman niye, niye, niye?
Niye, niye deyip duruyorum onu da bilmiyorum. Ya neyse.
Yazacak bir şey bulamıyorum. Yoksa kelimelerin kifayetsiz geldiği bu acayip ruh haletinin ancak göz yaşlarıyla ifade edilebilecek olmasından mı? Yok, yok.. evet evet, yo yo.. hı evet kafayı yediğimin farkında olan bir zeki olmalıyım. Çünkü akıllı olduğumu varsayamıyorum. Çünkü akıllılıktan uzağım. İşte ispatı; yarın ki lineer cebir sınavından yüz almam gerekiyor ve ben ne ile uğraşıyorum.
Aman Yarabbi! Konu dağıldı herhalde ki, bu da benim delirdiğimin ayrıca küçük bir belirtisi olsa gerek.